was successfully added to your cart.

Sepet

Haftalardır bunu düşünüyorum. 
*
Bazen bazı düşüncelere, fikirlere hatta oldukça küçük sayılabilecek günlük sorunlara bile öyle kafayı takıyorum ki nereye baksam onu görür oluyorum. Her şey bana ya ucu açık bir cevap veriyor ya hali hazırda aklımı bulandıran soruların üzerine üç yeni soru daha ekliyor. Kendimi bildim bileli böyleyim; benim aklımın içi hiç durmuyor. En sakin göründüğüm anlarda bile arkada bir yerlerde mutlaka bir kazı çalışması var. Dolaplarımda her zaman en az beş çekmece açık; birinden sökük bir kazağın kolu, diğerinden yanlış mevsimde hala ortalıkta gezinen bir palto sarkıyor. Bir çekmeceyi toparlayıp kapattım diyorum, yerimden kalkarken kafamı açık olana başka birine çarpıyorum. 
*
Tam olarak nasıl oldu hatırlamıyorum, sanırım okuduğum bir şeyler tetikledi. Aklımın içinde yine laf lafı açarken konu hayal mevzuna geldi. Küt diye tam orta yere düştü soru; hakikaten ya, benim hayalim ne ?
Bu kadar yumuşak, aslında çok basit gibi görünen ve verilebilecek cevapların insanın ağzını sulandırabileceği bir sorunun karşısında ben kaskatı kesildim. Önce ne yapacağımı bilemeyip görmezden geldim. Fakat kaçılır gibi değil; ertesi gün bir daha, sonraki gün yine. Çekmece açılmış, kapanmasına imkan yok. Ve bakmaya korktuğum derinlerden sürekli aynı soru yükseliyor: Hakikaten Ege, senin hayalin ne?
Dayanamadım, gittim teslim oldum. Girdim aklımın odasına, başladım cevabı düşünmeye. Gidip gelip baktım, sağda solda heyecanla kendime bir cevap aradım. Sandıkları eşeledim, ayakkabı kutularını karıştırdım.  Önce acaba kışlıklarla mı kaldırdım dedim, sonra yoksa kullanmayıp birilerine mi verdim diye hayıflandım.
Yok, yok, yok. Nereye baksam yok. Ne büyük yıkım ama!
Her yıkım yanında bir de kabul ile geliyor elbet. Nihayet pes ettim ve durdum. Darmadağınık odamın ortasında kim bilir kaçıncı kez yeniden kendimle tekrar tokalaşıp tanıştım. Meğer dedim, ben bu soru sorulduğunda kendimden sıra sıra listeler, çok renkli hikayeler, her aklıma getirdiğimde heyecandan kalbimi daha hızlı çarptıracak planlar bekliyormuşum. Oysa bunca zaman elimde koca bir hiç varmış.  
Güm diye vurdu yüzüme.
Gerçek çok basitti: o ana dek aklıma ne geldiyse hiçbiri hayal değildi, sadece plandı. Hepsi kendimi biraz zorlasam hayata geçirebileceğim seylerdi. Olasılıklardı veya seçeneklerdi. Ama hayır, hiçbiri hayal değildi. Ne olmak istediğim başka bir renk vardı, ne varmak istediğim uzak bir kapı. 
Güm diye vurdu yüzüme. 
Odanın ortasına çöktüm kaldım. İttim çekmeceyi kapattım.
*
Şu anda konunun neresindesin desen, inan bilmiyorum. Ama yerimde de saymıyorum. 
O günden beri bir elimde yeni fikirler, diğerinde net gerçekler var. Artık bununla barıştım mesela; dünyayı yerinden oynatacak, beni bundan on sene sonra bambaşka yerlere taşıyacak, her gece koynumda yatıracağım, her gün biraz daha büyüteceğim çok büyük hayallerim yok benim. En azından henüz. Fakat her zaman, yapabileceklerim var. Gerçekleştirmek istediklerim, yolunun yarısını katettiklerim, henüz yapmak istediğimi bile bilmediğim şeyler var. Bugüne dek yaptıklarımın beni gezdireceği yeni bahçeler, o bahçelerin arka kapılarının açılacağı hiç tanımadığım yeni sokaklar var. 

Hayalim olmasa da hayatım var. Koca bir hayat. 
Yetmez mi?

Hırpalanma devrini kapattım, kendime iyi davranma sayfasını açtım. Çok uzak yıllara yapılacaklar listeleri yapıştıramasam da, artık bir sonraki güne, belki gelecek aya, hiç olmadı önümüzdeki yaza renkli hikayeler yakıştırmaya tavım.
Zaten belki diyorum, çok da gerek yok fazla süslü hayallere.
Yaşayalım, iyi olalım, hayata güvenelim, ve bekleyelim.
Bilmem ki, belki de kendimi kandırıyorum.
Olsun. Bence şimdilik böyle de iyi gidiyorum.

 

Bu  fotoğraf yıllar öncesinden. Neresi olduğunu hatırlayamıyorum ama tarihe bakacak olursak Kadıköy olabilir. Bir apartmanın önüne, hemen merdivenlerin girişine yazmışlardı. Önünden geçerken gözüm takıldı, gittim okudum. Sonra da okuduğum yere çöktüm kaldım. Aynı yazan kişinin yaptığı gibi. 
Insan olmak çok zor, böyle durumlarda hep bunu düşünüyorum. Bazen insan hakikaten ne yapacağını bilemiyor, ne dese yarım, nereye gitse yalnız kalıyor. Sonra önüne çıkan ilk apartmanın merdivenlerine çöküyor, etrafına bakıp sigara içiyor. Eninde sonunda insan aslında sadece bir iz bırakmak istiyor, hepsi bu. Ufacık ama kalıcı bir iz. Bunu da elindeki en kaliteli kalemle yapıyor ki silinmesin. Ki kendi gitse de ufacık izi hep orada kalsın.
Insan belki de sırf bu yüzden büyük hayaller peşinde koşuyor işte.
Tek derdi iz bırakmak, mümkünse kaliteli bir kalemle.

Ne zaman baksam bu fotoğrafa, içimin bir yeri hiç tanımadığım biri için acıyor.
Umarım iç huzuru olmuştur.
Gerçekten umarım. 

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir