was successfully added to your cart.

Sepet

Bugün benim doğum günüm ve ben doğum günlerini hep çok severim.

Kimselerin bilmediği diyarlardan günün birinde bu dünyaya gelişimizi, büyümemizi, şekillenip serpilmemizi, sevmelerimizi, sevilmelerimizi, ayakkabılar ayağımızı vursa da yürümeye devam etmelerimizi, güneş çok sıcak olsa da kendimize ufacık gölgeler yaratma çabalarımızı ve sonunda o güne kadar ne olabilmişsek o insanı, o kadarımızı kutlamayı, onurlandırmayı çok önemserim.

İşin bir de cari hesap dökümü kısmı olur bende. Çantamın içini boşaltırım. Yan gözlere bakarım, dipleri karıştırırım. Buruşmuş küçük kağıt parçaları, ihtiyacın olduğunda hiçbir zaman elinin altında olmayan küçük siyah tokalar hep o yan gözlerden çıkar. Çantayı iyice bir ters yüz eder, camdan aşağı silkelerim. Toz birikir çünkü, en kapalı çantalara bile, en korunaklı hayatlara bile toz girer. Sonra yeniden doldururum çantayı. Artık ihtiyacım olanları koyarım sadece. Malum başak burcuyum, itinayla, tozunu ala ala yerleştiririm hepsini. Sonra çantamın ağzını kapatırım, bir kenara kaldırım.

Doğum günü olsun olmasın, insanın ara ara mutlaka çantasını boşaltması, tüm bu süre boyunca onu nelerle doldurduğuna bakması gerekiyor. Neleri boşuna taşıdığını, nelerin hiç yoktan ona ağırlık yaptığını, onların yerine aslında neye ihtiyacı olduğunu görmesi gerekiyor. Yoksa o çanta doldukça dolmaya devam ediyor. Bir gün geliyor ya patlıyor bir yerinden, ya bir dikişi atıyor. Farzedelim çok sağlam çıktı, bu sefer de ağzından taşmaya başlıyor. Diyeceğim o ki cari hesap dökümü şart; insanın üşenmeden o alacak verecek hesabını yapması, o çantayı mutlaka bir ters yüz etmesi gerekiyor.

Başkalarının çantalarına karışmak benim haddim değil, hepimiz iyi kötü biliyoruz ne taşımak istediğimizi. Yine de emin olduğum bir kaç şey var. Ağırlıklara ihtiyacımız yok mesela. Bizi yoran, yavaşlatan, kolumuzu, sırtımızı ağrıtan, belimizi büken, omzumuzu acıtıp sonra iz bırakan yüklere ihtiyacımız yok. Başkalarının kendi çantalarına koymaya üşendiği, benimkine sığdıramadım biraz sen taşır mısın? diye elimize tutuşturuverdiği fazlalıklara gerek yok. Ayıp olmasın diye alınmışlara, atılmaya kıyılamamışlara, belki gün gelir gerekir diye hiç yoktan çantaya konmuşlara ihtiyacımız yok.

Bir de en önemlisi, o herkesin peşinden koştuğu, hepsi birbirine benzeyen, çok parlak, çok pahalı, çok göz alıcı, çok dikkat çekici çantalara hiç ihtiyacımız yok.

Naçizane tavsiyem olsun, siz de arada bir koyun çantanızı önünüze. Biliyorum insan üşeniyor, biliyorum insan korkuyor. Çünkü çantasını boşalttıkça, mecbur düşünmeye de başlıyor. Atacaklarını, tutacaklarını hesaplıyor. Fermuarlı ceplere sakladıklarına bakıyor, kendine tamam mı devam mı diye soruyor. Ama sonunda iyi geliyor. Çanta ferahlıyor. Insan ferahlıyor.

Bugün benim doğum günüm ve ben doğum günlerini hep çok severim.
Sizlerin de huzurunda hayata, bana içindeki ağırlıklara rağmen sağlam bir çanta ve o çantayı taşıyabilen güçlü omuzlar verdiği için çok teşekkür ederim.

Bu yaşına kadar ne öğrendin deseler, mutlaka bunu söylerim; hayatın zamanlaması çok büyülü. Insan içindeyken anlamıyor; bazen her şey tepetaklak, hiç toparlanmayacak kadar karışık duruyor. Uzun zaman sonra bakıyorsun, o zamanlar elinde tutup endişeli gözlerle baktığın düğümlü yün yumağı, ilmek ilmek örülmüş, sıcak bir battaniye olmuş, omzundan sarkıyor.

Galiba hem çalışmak, ama hem de beklemek gerekiyor.
Hem umut etmek, ama hem de güvenmek gerekiyor.
Bir de hayatı sevmek.
Sen onu sevince, o da seni mükafatsız bırakmıyor.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir