Yeni hatırladım.
Paris’te yaşarken her aralık ayında yakın arkadaşlarıma, eşime dostuma uzunca bir mail yazardım. Biraz yılın Z raporu gibi olurdu, biraz da istediklerimden, ümit ettiklerimden bahsederdim. Çünkü malum, bana yazmak olsun. Arkadaşlarım da sağ olsunlar bana cevap yazar, içinde bulundukları halleri, olmak istedikleri noktaları, günleri anlatırlardı. Hepimiz birbirimizi bir yoklamış olur, sonra birlikte yeni bir yılın yoluna çıkardık. Bu alışkanlık hangi yıl yok oldu, hatırlayamıyorum. Belki de o zamanın ruhu öyleymiş diyorum şimdi bakınca. Ama hazır aralık ayını ortalamışken, yeni bir yıla, hatta yeni bir onyıla şunun şurasında ne kalmışken ve zaten masanın başında oturma amacım sadece size bir mektup yazmakken, evet bence tam sırası.

Uzun zaman önce farketmiştim, benim hayatım hep dört yıllık dönemlerden oluşuyor. Biri açılıyor, sürüyor ve kapanıyor. Açılırken ve kapanırken mutlaka kendini hissettiriyor. Hesabı yapıyorum, evet bakıyorum yine bir dört yıl geçmiş. Bunun aslında yedi yıllık dönemler olduğuyla ilgili bir yazı da okumuştum ama hayır, benimkiler ta ortaokula başladığım yıldan beri hep dört yıl sürüyor. Belki bana böyle bir senaryo yazıldı, belki  de yıldızların eğlenceli bir oyunu, bilemiyorum. Ve evet, bu yıl da yeni bir dördü kapattım. Biliyordum suların biraz dalgalı olacağını. O yüzden nasıl bir yıldı derseniz tek söyleyebileceğim, inişli ve çıkışlıydı. Inişi derinlere inmeli, çıkışı çok yukarılara çıkmalı.

Bu yıl, Sakin doğdu. Sanırım bunun üzerine, ötesine geçebilecek hiçbir şey yok benim için bu sene. Bunu bir çıkış olarak düşünüyorum elbet ama ortalığa, herkesin gözünün önüne, hatta çok satanlar raflarına çıkmak gibi anlaşılsın istemem. Sakin’in doğuşu her şeyden önce benim kendimi kendime kanıtlamam, bak Ege demek ki yapabiliyormuşsun demem oldu. Elimde kendi kitabımı tutuşum, kendime nihayet aferin diyebilişim oldu. ‘Hadi artık bir süre bir şey yapmana gerek yok, kalk masanın başından’ diye iç rahatlığıyla izin verebilişim oldu. Hatta tam doğum günümde çıkmasıyla da kendime bugüne kadar verdiğim en güzel doğum günü hediyesi oldu.
Yine belki aynı senaryo, yine belki aynı yıldızlar…

Sonra Sakin beni aldı, elimden tutu, bir sürü bir sürü bir sürü güzel insanla tanıştırdı. Hiç tahmin edemezdim. Önce bir kitap yazabileceğimi, sonra o kitabın boyumu hızla aşıp bana dünya kadar şey öğretebileceğini, beni yeni insanlarla tanıştırıp aslında hakikaten hiç yalnız olmadığımızı tekrar tekrar hatırlatabileceğini hiç tahmin etmezdim. Bunu söylemek kulağa nasıl geliyor bilmiyorum ama kendi ellerimle yazdığım satırlara çok müteşekkirim.

Bunlar bir yana, aklımın bir kenarında sarkıp duran, çekip koparıp, yapıp sonra da buruşturup çöpe atmam gereken bir çok şeyi hala yap(a)madım. Ya tembellik ettim, ya üşendim, ya çekindim. Kendimi çok, onlarca defa “aslında neler yapabilirsin Ege, neden yapmıyorsun ki, hayır neden yani?” derken yakaladım. Insanın aklından sarkan, görünmez misinalara bağlı o küçük kağıtlar çok yorucu olabiliyor ama işte insan bazen  o yorgunluğa da alışıyor. Görmezden geliyor, bir ara bakarım diyor, sonra da üzerine sarkanlara aldırmadan vurup kafayı uyuyor.

Eğer önümüzdeki seneye tek bir amaç koyacaksam, sizin de huzurlarınızda o amaç bu olsun. Aslında hakikaten yapabileceğim, sadece üşenmekten veya sonunun ne olduğunu bilemediğim için çekinmekten geri durduğum birkaç mesele, önümüzdeki yılın aralık ayının Z raporunda yapılmış, bitmiş olsun. Bir ikinci dileğim de hiç durmayan aklım birazcık daha olumluya çalışsın, her konuda ilk önce olabilecek en fena şeyleri değil de “olsa ne güzel olur”ları yaratsın.
Çünkü önümüzdeki yıl hepimiz için müthiş bir yıl olsa, hep güzellikler, hep aydınlıklar konuşulsa hakikaten ne güzel olmaz mı?

 

 

Geçtiğimiz günlerde Instagram’da bir liste buldum. Aslında adı “kendini iyileştirirken kendine sorabileceğin sorular” gibi bir şeydi. Attım kenara gitti. Sonra bu sabah başka bir şeyler ararken karşıma çıktılar. İçimden dedim ki hem yeni bir yıla girerken, belki bir başlangıcın eşiğindeyken, bir kapanışa da yakışır bu sorulara göz gezdirmek. Cevaplarını hemen bilemesek de bir düşünmek, önümüzdeki günler için belki kendimize ufak görevler vermek.
Soruların bazılarını buraya bırakıyorum, kendi cevaplarımı da aklıma geldikleri gibi sizinle paylaşıyorum. Bir tanesi bile olsa, belki işimize yarar, içimizin bir köşesine ayna tutmamızı sağlar. Hem denemekten, biraz daha düşünmekten ne çıkar? Benimle cevaplarınızı, düşüncelerinizi her zaman paylaşabilirsiniz, bence söylememe gerek yok 🙂

– geçtiğimiz yıl kendin hakkında ne öğrendin?
+ harika şeylerin ortaya çıkması için çok zorlanmak, perişan olmak zorunda değilmişim meğer. Güzellikler kolaylıkla da girebiliyor insanın hayatına.
– sence kendin üzerinde hangi konuda çalışmalısın?
+ daha az üşenmeli ve daha iyi düşünmeliyim. karamsarlık da tembellik de yorucu.
– kendinde en sevdiğin ve kaybetmek istemediğin yönün ne?
+ yaşamayı çok seviyorum.
– parayla ilişkin nasıl, düzeltebileceğin yanları var mı?
+ malesef çok başındayım bu konunun, çalışıyorum üzerinde. Değerlilik hissiyle doğru orantılı sanırım, biri kuvvetlenince diğeri de gelişiyor.
– seni en çok ne sınırlıyor?
+ yanlış inanç kalıplarım. yanlışlar, inanmışım ve malesef kalıplaşmışlar. Ama olsun, malum farketmek ilk adım.

***

Yılın son mektubunda, size en güzel dileklerimi bırakıyorum.
Umarım bu yıl en çok istediğimiz güzelliklerin, hepimizin hayrına olacak tüm ışıltıların, sevinçlerin, neşelerin başlangıcı olsun. Hayat hepimize iyi davransın, başımızı okşasın, kalbimizi çok kırmasın. Hayalkırıklıkları olsa bile çabuk unuttursun, bizi yürümek istediğimiz yoldan ve bir de tabi sevdiklerimizden ayırmasın.

Bu yolda belki yıllar, belki aylar, belki de daha birkaç gündür benimle yürüdüğünüz için çok teşekkür ederim.
Hayat birlikteyken hep daha güzel!

Join the discussion One Comment

  • Merve dedi ki:

    Ne güzel yazmışsınız! 🙂 Kendini iyileştirirken kendine sorabileceğin sorular bana da ilham verdi, ben de düşündüm ve yanıtladım bu soruları, blogumda yazdım: vhttps://sinmarin.blogspot.com/2020/01/2020.html

bize yorum yapın!