was successfully added to your cart.

Sepet

Aslında başka planlarım vardı.
Hatta ilk kez bu sefer, bu mektuba yazacak iki üç farklı konu bulmuş, kenara not almıştım. Belki çocukken gittiğim, şimdi yerinde yeller esen bir restoranı anlatacaktım size; kolalı beyaz örtüleri ve acıklı bir hikayesi vardı. Veya belki Karadeniz’de yaşayan, yılda bir kez yaylaya çıkıp sonra bütün yılın hava durumunu tıkır tıkır bilen adamı anlatacaktım. Duyduğumda o kadar ilginç gelmişti ki, unutmamak için bir sürü şey araştırmıştım hakkında, gerçekten de doğruydu. Malum, hep sever, hep biriktiririm böyle ilginç hikayeleri.
Gelin görün ki, bir kocaman konu ta Çin’den geldi, masamın ortasına oturdu. Elbette görmezden gelebilirdim, bugüne kadar neleri görmezden geldim. Fakat nedense bu sefer sadece benim değil hepimizin çalışma masasına, sofrasına, orta sehpasına hatta baş ucuna oturan o malum kocaman konuya yaklaşmak istedim.

Aslında ne düşüneceğimi tam olarak bilmiyorum. Bugüne kadar kendimi korkak olarak tanımladığım çok oldu. Saçma sapan şeylerden orantısızca korkabilirim, fazla garantici ve bazen çok paniğim. Ta Çin’den gelen malum konu benim bütün bu düğmelerime aynı anda bastı önce. Çaktırmak da istemedim, biraz öylece durdum. İnsanın derisini en çok tahriş eden korkular hep bilinmeyenler yüzünden. Bütün dünyaya bir bilinmeyenin, kontrol edilemeyenin hatta birtakım filmlerdekilere çok benzeyenin korkusu yerleşti. Ben de nasibimi aldım bir süre.
Burnumuzun dibine gelince ise, her korku ve paniğimde olduğu gibi titrek hallerimi yavaşça üzerimden soyup arka cebimde hep sakladığım metanetimi giydim. Hala buruşuk biraz, arka cebe sokabilmek için hep çok katlıyorum malum. Ama açılıyor. Bugünlerde, yavaş yavaş açılıyor.

Aylar önce Wuhan’daki o gece görüntüsünü izlemiştim; insanlar birbirlerine pencerelerden bağırıyor, “dayan Wuhan” gibi bir şeyler söylüyordu. Hoşuma gitmişti, insan olmak aslında böyle bir şey hissi ucundan içime oturmuştu. Sonra tabi, günler boyunca kova kova üzerimize boşaltılan görsel, bilgi, link, istatistik hatta sinir bozucu sesli whatsapp mesajlarının sonunda unuttum o insanları. Kendi derdime düştüm, gittim eczaneden dezenfektanlar aldım. Dün akşam ise yine aynı niyetle yapılan ama elbette kokusu burnumuza kadar gelen İtalyan soslu diğer videolar çıktı karşıma. Sicilya’da bir balkondan tef çalarak şarkı söyleyen adama katılan diğer balkonları, Roma’da nel blu dipinto di blu! demeye başlayınca bütün mahalleye Volare söyleten kadını, her akşam saat 6’da Milano’da meydandan tüm şehre yapılan Fratelli D’Italia’yı, yani milli marşı pencerelerde durarak söyleyen insanları izledim. Gözlerim doldu hepsini izlerken, bu cümleyi bitirirken de öyle. Ve o en baştaki his, bu sefer bütün ağırlığıyla geldi içimi doldurdu. İnsan olmak, aslında tam olarak böyle bir şey.

İnsan olmanın binbir türlü hali varsa, en güzellerinden biri bu işte. Çok unuttuğumuz, çok görmezden geldiğimiz, çok kısır, çok kısa, çok besinsiz, çok güneşsiz bıraktığımız tarafı bu. Birbirine dayanmak, bir diğerinden güç almak. Düştüysek kalkarız, hem bak şarkılarımız var demek. Bir adamın balkonundaki tefin, diğer balkondaki kadının ince sesine karışması, arka sokaktan kapağına vurulan bir tencerenin onlara katılması ve bunların hepsinin imi timi belirsiz bir hastalığa karşı durmak için gönülden yapılıyor olması demek. İnsan olmak, karşındakinin de insan olduğunu tekrar tekrar hatırlamak, kendin kadar onu da ayaklandırmak, şarkıda söylediği gibi birbirine vitaminler ve moraller vermek demek.

Keşke bunu böyle öğrenmeseydik. Keşke aslında hepimizin içinde iyilik ağaçlarının yeşerdiğini onun meyvelerine çok ihtiyaç duyduğumuzda fark etmeseydik. Ama işte malum, sınavları önce olup, dersleri sonra alıyor olmamız yaşamanın fıtratında var.

Çok zor bir yıl olacak bu yıl, aylardır böyle hissediyorum. Bunu söylerken de içimdeki histen başka bir dayanağım yok. Ama düzlüğe çıkacağız, adım gibi eminim. İnsan olmanın sadece hırstan, çıkardan, kibirden ve maddiyattan oluşmadığını fark edeceğimiz, Çin’deki bir adamın İtalya’daki bir kadına, Gana’daki bir çocuğun burada size bu mektubu yazan bana mutlaka bir etkisi olduğunu, hepimizin bir, hepimizin aynı, hepimizin birbirine muhtaç olduğunu anlayacağımız günler gelecek. Mutlaka gelecek.
Bundan da adım gibi eminim.

Sınav, sabır, sebat.
Sonu mutlaka selamet.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir