was successfully added to your cart.

Sepet

Geçtiğimiz ay yazamayıp, mazeret bildirmek zorunda kaldım evet. Bir yıl sonunda ilk kez oldu. Bütün dünyayı parmağının ucunda oynatan tuhaf durum beni de aptallaştırdı. Kendimde aklımı toplayacak, düzgün cümleler kuracak gücü bulamadım.
Olsun dedim, zamanlar zor zamanlar.
Ama bugün, yazmak istedim.
Çünkü hem tam zamanı gelmişti, hem de bugün dedemi kaybettim.

Böyle söyleyince kulağa garip geliyor. Böyle durumlarda insanların gerçekten kaybolup kaybolmadığından hiç emin değilim. Üç boyutun, şu aciz bedenlerin, o bedenleri hareket ettiren aklın, bilincin ve ruhun nereye gittiğini, gerçekten bir şeylerin kaybolup kaybolmadığını insan nasıl bilebilir ki, bilemiyor. Ağız alışkanlığı konuşuyoruz hep ve ağız alışkanlıkları en zorlu, en hisli zamanları bile yavanlaştırıyor.

Zihnimizin hatıralarımızı zaman içinde değiştirdiğini, çok net hatırlıyorum dediğimiz çoğu şeyi aklımızın içinde yeniden çizdiğimizi ve zaman içinde çoğu şeyi gerçeğinden saptırabildiğimizi okumuştum bir yerde. Ben de şimdi  çocukluk, ilk gençlik anılarımı düşündüğümde acaba bunların ne kadarını gerçekten yaşamıştım diye sorguluyorum bazen kendimi. Çünkü bana sorsan evet, hepsini çok net hatırlıyorum. Ve hayır, hiçbirini uydurmuyorum. Saptırılmış, renklendirilmiş, soluklaşmış tüm anılarım bir yana, doğruluğundan çok emin olduğum zamanlarım var.

İlkokul ve orta okul yıllarımın neredeyse her cuma akşamında nerede olduğumu çok iyi hatırlıyorum mesela. Şimdilerde yerinde yeller esen, döneminin bence en güzel, en kendine has binalarından birinde, yani evet güzelim AKM’de her cuma akşamı Devlet Senfoni Orkestrası’nın klasik müzik konserleri olurdu. Ben de o zamanlar konservatuarda piyano eğitimi alan, bundan da pek haz etmeyen fakat hasbel kader her sene sınavları geçtiği için bir yandan ilkokula bir yandan da piyanoya devam eden küçük bir kızdım. Dedem ve ananem istisnasız her cuma bu konserlere giderler, beni de (e madem piyano çalıyor çocuk) mutlaka yanlarında götürürlerdi. Bazen dedem birkaç gün öncesinden bak bu cuma Haydn çalacaklar, çok güzel olacak, hem bir de keman virtüözü gelmiş Almanya’dan derdi mesela, hiçbir şey ifade etmezdi bana. Chopin çalsalar sevinecek miydim, ona da hayır. Bana sorsan hepsi aynıydı. Çıkarmazdım sesimi.  Arabaya biner, erken erken giderdik AKM’ye. O uğultu, o şekerli parfüm kokuları, o şık kadınlar, o yaşlı amcalar ve güzel Atatürk Kültür Merkezi. Geniş fuayesi, tekli çiftli salon kapıları, güzeller güzeli merdiveni ve sanatçıların siyah beyaz fotoğraflarının asılı olduğu duvarı. Hayatımda Bedia Muvahhit’in fotoğrafını ilk kez o duvarda görüşüm, yüz ifadesinden korkuşum, adını okuyup aklıma kazıyışım dün gibi.
Sonra konser zamanı gelir, o parfüm kokulu kadınlar ve eşleri ağır ağır salona dağılırdı. Ben hep insanları izlerdim. Sonra gider ananem ve dedemle yerimize oturur, elimdeki konser programına bakar, acaba ne kadar sıkılacağımı düşünürdüm. Bazen çok sıkılırdım evet. Bazı akşamlar ise tahminimden güzel geçerdi. Kim bilir kaç konser, kaç cuma, kaç yıl geçti böyle.

Demiştik ya, insan içindeyken anlamıyor diye. Anlamıyor tabi. Çok fazla şey, çok sonra anlam kazanıyor. Vaktinde topladığın elmaslar çok uzun zaman sonra pırlantaya dönüyor. Veya acaba şöyle mi demeli; hepimiz belki de çocukken vahşi elmas taneleriyiz de, belki böyle ufak şeyler bizi yonta yonta parlatıyor. O yıllardan yirmi, belki yirmibeş sene sonra bugün çok severek dinlediğim müziklerin bir yerlerinde hep ananem ve dedem, hep AKM’nin güzelim merdivenleri, hep o parfüm kokulu kadınların doldurduğu salonlar var.
Hepsine çok müteşekkirim.
Bugün burada, size de anlatmak, sizinle de anmak istedim.
*
Hayat hem kayıplar hem kazançlarla, hem kapanan hem açılan avuçlarla, hem kabul hem reddetiklerimizle geçiyor. Hayat ondan ne anladığımızı çok umursamıyor. Hayat bir veriyor, bir alıyor. Kaçırdıklarımız ve kapabildiklerimiz bizi biz yapıyor. Madem hepimiz birer vahşi elmasız, kendimizi yontmak eninde sonunda bize düşüyor.
*
Çok hızlı, olduğu, geldiği gibi yazdım.
Yanlış, düşük, hatalı cümlelerim vardır belki, kontrol etmek istemedim.
Bugün de böyle olsun.
Nasıl ki biz onu tüm can sıkıcı yanları ile kabul ediyoruz, hayat da bizi hatalarımızla, yanlış kullandığımız virgüllerimizle, hatalı boşluklarımızla kabul etsin.

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Canan KorkmazEzgi Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Ezgi
Ziyaretçi
Ezgi

Sıcacık bi yazı daha,siz ne yazsanız hep sıcacık ki…

Canan Korkmaz
Üye
Canan Korkmaz

Sade ve içten bir anlatım olmuş çok güzel😊