was successfully added to your cart.

Sepet

İnsan yaşayıp yaş aldıkça iki şey çok değişiyor sanki; biri gözlerindeki ifade, diğeri hayattan bekledikleri.
Bu aralar arkadaşlarıma ara ara öyle şeyler söylüyorum ki, bunu ben mi dedim? deyiveriyorum bir anda içimden. On sene önceki Ege’nin yanında biri bunları söylese muhtemelen o Ege bu cümleyle içten içe çok alay eder, hatta belki küçümserdi diye düşünüyorum sonra da. Oysa ne kadar değişiyor insan, düşündükleri, ihtiyaçları, beklentileri.
Biz nasıl fark etmeden uzun ve engebeli yollardan geçiyorsak, yıllar da bizim üzerimizden öyle geçiyor. İnsan ister istemez şekil, fikir değiştiriyor. Salonun ortasında duran sehpaya bir gün hiç yoktan bambaşka bir tarafından bakmak istiyor ve bum! hiç görmediği bir çekmece fark ediyor mesela. Bu çekmece hep burada mıydı? diye saçma bir cümle bile kuruyor hatta utanmadan. O kadar beklemiyor.
37 yaşındayım ve tahmin edilenden çok daha köşeli bir aklım oldu uzun yıllar. Bakış açım hep sertti, fikirlerim hep -nedense- çok netti, kessen değişmem gibi gelirdi. Her işimi kendim yapmakla, kimseye muhtaç olmamakla, yardım istememekle, düşsem bile tek başıma kalkabilmekle, cengaver gibi kız olmakla övündüm durdum. Bunlar kötü şeyler olduğundan değil elbet, ama şimdi bakınca o kadar da maharet gelmiyor mesela. Hatta kendimi kendime kanıtlamaya çalışmamın boş bir emaresi gibi duruyor daha çok. Başlarda zorlandım, kendime nedense hiç yakıştıramadım ama nihayet zamanla yardım istemeyi öğrendim. Artık eskisinden çok daha açığım insanlara. Yapamayacaklarımı da, yapmak istemediklerimi de, istesem de beceremeyeceklerimi de açık yüreklilikle söylüyorum. Düşersem yardım istiyorum, her şeyi tek başıma halletmek için kendimi paralamıyorum. Olmuyorsa, olmuyor. Veya bazen, bir el yardımıyla her şey ne kadar kolay oluyor. Büyüdükçe ben de bu dersleri alacakmışım meğer hayattan, zamanla öğrenmeye çalışıyorum.

Bunun yanında bir konu daha var ama, benim için biraz daha yeni. Son birkaç haftanın, olmadı en fazla bir kaç ayımın konusu. Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu gösterebilmek.
Bunlar ne kadar detaylı, ne kadar inci oyası gibi konularmış meğer. Sevmekle yetinmemek, o sevgiyi zarifçe büyütmek, özenle yeşertmek için çalışmak ne kadar elzemmiş. Bir insanı sevmek bir yana, o sevgiyi onun damarlarına türlü türlü yollarla zerk edebilmek ne kadar hayatiymiş.
Son zamanlarımda hep bunları düşünüyor, kendi yöntemlerimin, sevmelerimin ve sevilmelerimin bu tanımların içinde nerede olduğunu anlamaya çalışıyorum. On sene önceki Ege yine çok küçümseyecek bu söylediğimi ama, bu sıralar artık herhangi birini çok sevmenin -evet çok müthiş- ama insan denen organizmanın fazla karmaşık yapısının içinde kolayca kaybolup gidebileceğini ve o sevme halini ayakta tutabilmek için gerçekten emek sarf etmek gerektiğini düşünüyorum mesela. Hatta bir adım öteye gidip, hayattan, hayatımdaki insanlardan, içine baktığım gözler ve kalplerden bunu talep etmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Bundan bazen çekinsem, utansam da, bunun ihtiyacım olduğunu fark edeli beri en azından üzerine düşünüyor olmamdan da sevinç duyuyorum.

Kıssadan hisse; hayatta bir şeyleri tek başına başarmak çok güzel ama sana uzanan bir yardım eline sıkıca tutunmak da öyle. Kendini sevmek sevmelerin en lezzetlisi elbet ama layık olduğunu bildiğin başka bir sevginin, kalbin peşinden gitmek de öyle. Maksat insan yaşamak istesin, maksat insan sevmek, sevilmek istesin.

Bu çok uzun, detaylı, üzerine her gün başka bir şeyler yazılacak bir konu. Bugünlük girizgah olsun. Aklımdayken paylaşmak, ucundan kısacık yazmak istedim. Hatta isterseniz haftaya da buralardan devam edebiliriz. Eğer sizin de fikirleriniz, aklınızdan geçenler varsa bu konuyla ilgili bana her zaman yazabilirsiniz, biliyorsunuz çok sevinirim.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir