Bugüne dek yazdıklarım, satır satır anlattıklarım belki yetmediyse diye, bir de dümdüz hayat hikayesi koyalım buraya.

1983’ün Ağustos’unda Istanbul’da doğdum. Italyan Lisesi’ni bitirdim, ardından Ingiltere’de University of Kent’te çift ana dal yaparak Avrupa Politikası, Italyanca ve Ispanyolca okudum.
Üniversiteden mezun olduktan altı ay sonra ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim olmadan Paris’e tek yönlü bir bilet aldım. Çiçeklere karşı hiçbir zaman ilgim olmamıştı ama Paris’in güzel çiçekçileri kalbimi çaldı. O zamanlar tamamen sıfır olan fransızcamla beğendiğim bütün çiçekçilerin kapısını çaldım, sadece Pascal Mutel kapıyı açtı. Onun açmasıyla ben bu hayata öyle bir girdim ki dört yıl boyunca hem onun yanında çıraklık yaptım, hem Ecole des Fleuristes de Paris’de çiçekçilik eğitimi aldım, hem fransızca öğrendim, hem çok yoruldum, hem çok eğlendim. Öğrendiklerimi, kazandıklarımı, kaybettiklerimi ve olduğum her şeyi cebime koyup 2011 yılında Istanbul’a döndüm, döner dönmez de kendi adımı taşıyan çiçekçimi açtım. Hala her sabah hiçbir işe girişmeden önce çiçeklerimi yapıyor, siparişleri bitiriyor, güne onlardan sonra başlıyorum.
2016 yılında ise başka bir hevese daha daldım, Slow Public’i kurdum. Sadece türk ve kadın tasarımcıların el yapımı ürünlerini tanıtan ve satan Slow Public, yavaş yaşam ve yavaş tasarımın Istanbul’daki öncülerinden biri oldu, ne mutlu! Üç yılı aşkın bir süredir otuzdan fazla harika kadının markasını hala aynı gurur ve heyecanla paylaşıyorum.
2019’un yazında ise çok üzerine titrediğim, çok emek verdiğim üçüncü kızım ve ilk kitabım Sakin ortaya çıktı. Yıllardır her şey bir kenara, yazmaktan daha çok sevdiğim hiçbir şey olmadı. Sakin de bu sevgimin tatlı bir meyvesi, benim için bir mihenk taşı, bir ilk adım oldu. Kendimin kendime verdiği dersler bambaşka şehirlere, evlere, ellere yayıldı, çok sevildi, çok paylaşıldı. Bir “ne mutlu” daha!

Şimdi anlatınca daha iyi anlıyorum, aslında ben kendi hayatımı bir yandan yaşayıp diğer yandan bir film gibi izliyorum. Olacakları pek öyle planlamıyor, kayığımı suyun akıntısına bırakıyorum.
Bundan sonrası da sanırım öyle olacak; hayat ne getirirse vardır elbet bir bildiği, ben resmi çizmeyi yine ona bırakıyorum.