anneliğin iki ucu.
- Ege Soley
- 10 Ağu 2022
- 2 dakikada okunur
Evet biliyorum, yine biraz arayı açtım mektuplarda. Maalesef ama gerçekten büyük ve içten bir maalesef koymalıyım buraya bunun için. Fakat bebek bakmak dediğimiz şeyin dışarıdan gelen tüm yardımlara rağen lafta hafif, yorgunlukta ise çok ağır bir şey olduğunu giderek daha iyi kavrıyorum. Hayat giderek daha acayip bir şekilde başkalaşıyor ve bu 7/24 süren mesai insanı gerçekten tahmin edemeyeceği şekillere sokuyor. Kesinlikle kesin bilgi.

Ama bu söylediklerimi şikayet gibi değil de, durum değerlendirmesi gibi anlayın lütfen. Hatta şöyle yapayım, hazır iki haftadır ses çıkaramamışken, kendi durumlarımın bir değerlendirmesini yapayım size. Belki siz de karşılığında bana sizinkileri yazarsınız. Burada olmanın en güzel yanlarından biri de yalnız olmadığımızı bilmek ya, malum.
Hamileliğin son zamanlarında anne gibi hissediyor musun? diye sorduklarında sinir olurdum. Daha önce anne olmadığım ve bu hissin ne olduğunu bilmediğim gerçeği bir kenara, şimdi hissetsem ne olacak, hissetmesem ne olacak? diye düşünüyordum içimden. Bir de zaten laf aramızda, her zamanki hissiyatımın ötesinde pek bir şey de yoktu içimde. Fakat sonra, tam olarak ne zaman bilmiyorum ama belli ki bir şeyler oldu. Programa güncelleme geldi, bir yerlerime bir takım çok yeni yazılımlar yüklendi. Anne gibi hissediyor muydum hala bilmiyordum ama pençelerim kesinlikle sivrilmişti.
Şimdilerde bebekle ilgili konu ne olursa olsun, kendimi ormanda yavrusunu korumak için aslanlara kafa tutan anne ceylanlar gibi hissediyorum. Bazen ayıp ediyorum, bazen saçmalıyorum, bazen kendi dediğime, halime tavrıma kendim şaşıyorum. Dün banyoya Emre çocuk sabunlu kalacak öyle! diye bir koşuşum var ki, sanırsınız o an orada Emre yedi ölümcül günahtan birini işliyor. Öyle bir panik. Hayır kalsa ne olacak, eninde sonunda sabun değil mi? Hayır bu adam bu çocuğun babası değil mi? Hayır bu adam zaten bu çocuğu her gün yıkamıyor mu? Hayır, kızım sen hayırdır? Belki tuhaf gelecek kulağa ama tüm diğer gayretlerim bir yana, galiba daha önce hiç bu kadar kontrollü konuşmaya ve davranmaya da çalışmamıştım. Her şeyin en iyisini bilmediğime kendimi bir an önce alıştırmam ve geçtiğimiz aylarda bana kendini farkettirmeden oluşuveren şu katılığımı biraz kırmam gerekiyor. Anneler söyleyin, bir şekilde kırılır değil mi?
Madalyonun bir yüzü daha var. Geldiğini zaten yavaş yavaş hissettiren, şimdilik ara ara dikkatimi çekmeyi başaran ama mutlaka bir an önce hayatımdan çıkarmam gereken o ünlü yetersizlik hissi. Yapamadığım, yetişemediğim, beceremediğim, vaktimi, aklımı ya da dikkatimi veremediğim her şey önümde üst üste yığılmış, giyilip çıkarılıp öylece bırakılmış kalın, yünlü kazaklar gibi duruyor bazen. Çok kötü hissediyorum kendimi, sonra kötü hissettiğim için daha kötü hissediyorum. Sosyal medya da tahmin edersiniz ki bazen hiç yardımcı olmuyor bu duruma. Geçtiğimiz günlerde mesela Instagram’da bir kız çıktı karşıma, 8 aylık bir bebeği var ve neredeyse doğumundan itibaren düzenli YouTube videoları çekmiş. Bakın bu oyuncaklar iyi, bakın katı gıdada bugün ne yedi, bakın çekmecelerini nasıl düzenledim. Her birini gördükçe iyice çöktüm oturduğum yere. Ben günlerimi hep aynı koltuğun üzerinde hep aynı oyuncaklarla geçirirken, bazen iki WhatsApp mesajını yazmaktan aciz kalırken, başkalarının kamera karşısında bebeğinin tulum çekmecesinin bile videosunu çekebiliyor olmasına tahmin edemezsiniz nasıl bozuldum.
Anneler söyleyin, bu da geçer değil mi?
Bir yanım gerçeklerin gayet farkında elbette. Her gün sonsuz bir şükranla dolup taşıyor bir kere. Diğer yanım ise eski normali yeni normale adapte etmeye çalışıyor kendince, ama bazen beceremiyor. Arıza çıkarıyor, ayarları karışıyor, güncellemeler gecikiyor. Ağlıyor, söyleniyor, kendine kızıyor.
Bir başka yanım ise, çok biliyormuş gibi herkese oluyor diyor, panik yok, herkese oluyor. Anneler siz bilirsiniz, gerçekten herkese oluyor değil mi?




Yorumlar