Dönen Aynalar Diyarı
- Ege Soley
- 5 Haz 2023
- 3 dakikada okunur

Burası değişik bir diyar.
Burası dönen aynalar diyarı.
***
Her zamanki gibi bir sabah. Uyanıyorsun, yataktan heyecanla indirdiğin ayakların bir kağıda basıveriyor hışır hışır. Ne olduğunu merak etmeye bile vakit bulamadan gözün uzun yazının başlığına takılıyor; TO DO yazıyor büyük de değil, kocaman harflerle. İngilizce yazıyor evet, çünkü türkçesi çok daha uzun ve biliyorsun ki akıp giden hayatın o birkaç fazladan harfi yazmaya bile harcayacak zamanı yok. Hayatın zamanı. Tuhaf geliyor kulağa ama aldırmıyorsun. Derdini en kısa, en net hangi kelime ya da hangi harfler anlatıyorsa onlar yeter; düşününce sen de hak veriyorsun.
Uzun mu uzun bir liste. Hızlıca göz gezdiriyorsun, tamam diyorsun, buysa bu. Başlarım bir yerinden. Ayakların yerde, sırtın kambur, zihninin içinde uyanmadan önce en son gördüğün rüyanın tozları uçuşuyor hala. Ama öyle bir güç var ki içinde, -hücre hücre hücreler dolusu- bir kahve koyayım da önce diyorsun, sonrası kolay. Başlarım bir yerinden.
Neredeyse sekiz saattir bir yerlere basmamış ayakların yeri yadırgıyor, önce parmakların, sonra taban ve topukların bedenini dikleştiriyor. Haydi diyor hepsi bir ağızdan, işimiz var. Omurgan söz dinliyor. Kalıntı rüyanın son tortuları dibe çöküyor, göz bebeklerin pencereden gelen ışığın zayıflığına bakmadan hevesle küçülüveriyor.
Sonra sen tut tutabilirsen o bedeni.
Yakala yakalayabilirsen o zihni. İkisi birbirinden hızlı koşuyor. Ellerin aklının hızına, kalbin ayaklarının telaşına yetişemiyor. Herhangi bir mitoloji kahramanı değil, koskoca Atlas'sın artık; sırtında koca gök kubbe, sınırları bilinmez uzay boşluğunun ortasında tüm yükünü büyük bir heves, metanet ve cesaretle kaldırıyorsun. Dünden daha mı ağır, dert etmiyorsun. Yarına hayat ne gösterecek hiç tasalanmıyorsun. O an orada sadece bunun için varsın çünkü.
Varsan, yaşamak için varsın. Kendin için, yere basan ayakların, topukların, dikilen omurgan ve küçülen gözbebeklerinin hevesi için varsın.
Ve dünya adeta sadece sen onun tadına var, kendini büyüt, içinde kabaran tomurcuklar bir an önce çiçek açsın diye var.
Ama işte, burası değişik bir diyar, dedim ya.
Burası dönen aynalar diyarı.
***
Her zamanki gibi, başka bir sabah. Uyanıyorsun, üzerinde ağır mı ağır bir battaniye. Bu kadar mı üşüdüm dün gece diye düşünüyorsun, neden örttüm ki üstümü bu kadar? Önce göğsünü, sonra bacaklarını, en son ittire ittire ayaklarını kurtarıyorsun ağırlıktan. Gözlerin açılmıyor, pencereden sızan aynı cılız ışık ne yaparsan yap gözbebeklerini yakalayamıyor. Ayaklarını güç bela indiriyorsun yataktan, bu ne şimdi hışır hışır burada diye kızıveriyorsun sonra. Uzun mu uzun bir liste, bir nevi malumun ilamı. Her cümle, her kelime sana toparlan diye bağırıyor oradan, haydi kalk, işimiz çok.
Ayakların yeri kavramaya çalışıyor, topukların sızım sızım sızlıyor. Omuz başların ve gözlerin iki ayağının ortasındaki buruşuk kağıda bakıyor, nasıl rahatsız yatmışsan belinin iki yanı da ayrı ağrıyor. Kahve mi içsem diyor içindeki ses, sonra düşününce makinanın yapacağı gürültünün fikri bile başını ağrıtıyor.
Gücünü toplayıp söylene söylene kalkıyorsun yataktan, sağ ayağınla kağıdın üzerine basıp çıkıyorsun odadan. Kağıt kayıp yatağın altına kaçıyor, sonra da bütün gün bir daha gözüne görünmüyor.
Basit bir mitoloji kahramanını değil, zavallı Atlas'ı görüyorsun aynada kendine bakarken. Tanrılar arasında çıkan bir iktidar savaşının yaralı cezalısı. Tüm gök kubbeyi omuzlamak zorunda kalan, monarşi vizesi artık hiçbir ülkede geçmeyen yorgun kral Atlas.
Ve dünya, sanki sana tüm zayıflıklarını, kırılganlıklarını ve o gök kubbeyi bugün değilse yarın (ama mutlaka bir gün) langır lungur yere düşüreceğini her gün yeniden hatırlatmak için var.
Dedim ya, değişik bir diyar burası.
Dönen aynalar diyarı.
***
Yüzünü bir gün güneşe dönüp onun tüm sıcağını senin tenine yansıtan, bir gün duvarın köşesindeki sıva çatlağından ötesini göstermeyen kocaman aynaların dünyası.
Bitmeyecekmiş gibi duran uzun bir Kasım ayının yılgın yorgunluğuyla neşeli ilkbahar tomurcuklarının hevesinin kol kola yürüdüğü bir yer; hangisine bakarsan onu büyüttüğün, yüzünü kime dönmeyi seçersen onun diyarına düştüğün çoklu evrenler envanter defteri.
Hepimizin her gün yeniden uyandığı yer burası.
Rengine ayrı, karanlığına ayrı, tarumar neşesine ve tüm yılgın heveslerine ayrı kandığımız, hiç durmadan dönen aynaları diyarı.




Yorumlar