top of page

Hatırlamak

Çiçekçilik okulundaki sınıfta, hocanın kürsünün önünde bekliyorum. Önümde birkaç kişi daha var sırasını bekleyen. Hepimizin elinde de not almayı bekleyen çiçekler, çiçekler, çiçekler.


Çiçek demeye de bin şahit lazım aslında. Elimde taşıdığım ve kollarımı şimdiden ağrıtmaya başlayan şey basbayağı bir konstrüksiyon. Önce tahta parçaları, türlü kuru dallar, teller ve bin çeşit farklı malzemeyle kocaman bir iskelet kurmuş, sağlam olduğuna ve sabit durduğuna emin olmuş sonra da onu çiçeklendirerek makul, güzel, zevkli, ya da en azından iyi not alacak bir şeyler yaratmaya çalışmışım. Ellerim de ağrımaya başlıyor bi süre sonra. Önümdekiler de sallandıkça sallanıyor. Ben ise bir an önce hocaya yaptığımı göstermek, yorumlarını ve notumu almak sonra da şu koca şeyi sınıfta bir kenara bırakıp hızlıca eve dönmek istiyorum. Çok yorgunum. Kollarım ağrıyor demiş miydim?


Nihayet sıra bana geliyor. Madame Ghislaine neredeyse 1 metrelik şeyi masasının üzerine yerleştiriyor, sağında solunda dönüyor, masanın etrafında tur atıyor, altına, tepesine, içine, en görünmeyeceğini düşündüğüm (ve bu yüzden hafif yalapşap bitirdiğim) yerlerine uzun uzun bakıyor. Ben yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyorum. Arkamızdaki sınıfta uğultu hiç kesilmeden devam ediyor.


Fena değil diyor sonra. Bir yandan da gözünü çiçeklerden ayırmadan bakmaya devam ediyor. İyi bağlamışsın, sağlam duruyor. Malzemeleri doğru yerleştirmişsin, çiçeklerin yoğunluğu da iyi. Fakat finisyonlar çok iyi değil diyor. “Les finitions son pas tres bonnes.” Haftaya daha dikkatli ol, bağlantıları daha temiz yap, her köşeye daha detaylı bak, gereksiz fazlalıklar görünmesin.


Tamam deyip, koca konstrüksiyonumu kürsünün üzerinden alıyor, sırasını bekleyenlerin yanından geçerek yerime oturuyorum. Yine finisyondan kaldık, iyi mi…

***


Yılın son mektubunu yazacağımı fark ettiğimde, geçen gün durup dururken aklıma gelen o günleri yine hatırlayıverdim. Bitirmek, bitirmeler, bitirememeler. Baştan savmalar, geçsin gitsinler, kalsın değişmesinler. Kimi tertemiz, kimi yalapşap, kimi çok aceleye getirilmiş finisyonlar.


Hepimiz, hepsini biliyoruz bence. Hayatımız, her birinin yolundan ara ara geçiyor. Ve eğer düşünmeye başlarsa insan hakikaten ben bitirmelerde nasılım? diye, kendini bir yoklayası da geliyor. Çünkü büyüdükçe, değiştikçe ve dönüştükçe, bitirişlerdeki, kapanışlardaki ya da hoşçakal demesi gereken kapı eşiklerindeki tavırları da değişiyor. Detaycı bir göz isteyen ince finisyonları daha temiz yapıyor belki; daha net oluyor, çöplerini daha iyi ayıklıyor, bantlarını daha sıkı sarıyor. Düşmesini istemediği parçaları daha iyi tutkallarken çok da hoşuna gitmeyen şeylerin kendiliğinden düşmesini beklemeden çekip alıveriyor yerinden. Bu kadar diyor. Seninle işim bitti. Saatlerdir uğraştığım şu çiçeği bozmana izin veremem.


Beni bilen bilir. Çoğunlukla delirtici derecede detaycı, bazen de çok takıntılı bir başak burcuyum. Fakat gelin görün ki zaman zaman da öyle rahat, öyle geniş oluyor, o kadar gelişine yaşayabiliyorum ki kendimi tanıyamıyorum. Tıpkı o bir metrelik aranjmanda olduğu gibi yalapşap yaptığım işler, göz göre göre savsakladığım durumlar oluyor mesela bazen, önüne geçemiyorum. İstemez miyim, ben de istiyorum o her yaptığı jilet gibi duran insanlardan olmayı. Hiçbir yer aksamasın, yağmurda akmasın, güneşte solmasın. Ama olamıyorum işte öyle. Belki çabuk sıkılıyorum, belki çabuk yoruluyorum, belki bu kadarı yeter diyorum. Bilmiyorum. Olsun diyorum, böyle kalsın, boşverin. Bu da böyle olsun, napalım.


Oysa belki de en azından sonlara, bitişlere, kapanışlara biraz daha nazikçe yaklaşmak gerekiyordur. Öğrendiklerine ve kazandıklarına daha iyi bakmak, hepsinin üzerinden bir tur daha geçmek belki. Kaybettiklerine, harcadıklarına, unuttuklarına bir göz atmak. Çantalarını, ceplerini, aklını yoklamak. Ne kadar beceriksiz, başarısız, yetersiz hissetsen de kendine bir aferin demek. Gerekiyorsa bazı şeylerin üstünü nazikçe örterek uğurlamak. Bazen de eline geçirdiğin her şeyi bir ara bakarım diye içine attığın kutuyu bir cesaret halının üzerine boca etmek, karşısına bağdaş kurup oturmak, hatırlamak, atmak, satmak, saklamak. Hepsinin kararını, her biri için tekrar tekrar düşünerek vermek.


Yaşadığın, sıkı sıkı kendine yapıştırdığın, düşsün diye çaktırmadan ipini gevşettiğin, uzun uzun sarıldığın, uzanıp dokunamadığın her şeyin, kendi okyanusunda seni sen yapan damlalar olduğunu hatırlamak. Belki gülmek, belki biraz ağlamak.


Harikalıklarını hatırlamak. Hatalarını hatırlamak. Hayallerini hatırlamak.


Değişen mevsimlerini, tıkanan trafiklerini, uçuşan kuşlarını, susan heveslerini hatırlamak.

***

Zaman hepimize işliyor. Kimimiz çok yorgun, kimimiz daha iyi idare ediyor. Bazılarımız canı pahasına en tepelerdeki pencerelerinin camlarını bile mütemadiyen parlatmaya çalışırken, bazılarımız aylardır yıkamadığı perdeleri örtüp hayatı teğet geçerek yaşamak istiyor. Gelin görün ki hangisi olursak olalım, yılın bu zamanı elinde Z raporu dökümü ile hepimizin kapısını teker teker çalıyor. Perdeleri örtsek de, örtmesek de. Camlardan içerisi görünse de, görünmese de.


Madem öyle, hazır koca bir yılın eşiğinde dururken, biz kendimizi, başlangıçlarımızı ve bitirişlerimizi bir kez daha yoklayalım. Renkli çiçeklerimizi yerleştirelim bol bol sağa sola, bağlarımızı sıkılaştıralım, gereksiz ne varsa kurtulalım. Çünkü evet, finisyonlar önemli. Bitişler, kapanışlar, hoşçakallar ve atlanan eşikler de. Bazen bizden başka hiç kimse onları nasıl yaptığımızı görmese de.


Harikalıklarımızı, hatalarımızı ve hayallerimizi hatırlayalım. Yolumuzu kaybedersek birinden biri ışığı tutar, ben biliyorum. Hem zaten bugüne kadar neler neler yaptık; elbet bu yılın da üstesinden hakkıyla geliriz. Ben bize yine çok güveniyorum.❤️





 
 
 

Yorumlar


bottom of page