top of page

Heves

Hepimiz aynıyız, heves ediyoruz bazen. 


Heves çok ilginç kelime. Aslında henüz hiçbir şey yok ortada. Bir anda ve çok kendiliğinden, bir olasılık hissi yükseliveriyor. Sorsan nasıl başladığı da çoğunlukla hatırlanmıyor. Ormanın ortasına bırakılmış küçük bir cam parçasının öğle sıcağında hiç yoktan bir yangın çıkarması gibi, içinin bir yerleri durup dururken ısınmaya başlıyor.


Sıcak bir şey heves. Olasılıkları düşündükçe içindeki bir yerleri ayaklandıran bir şey. Ben yaparım ya diyorsun, neden olmasın?


Neden olmasın. İşte her hevesi, her sıfır noktasını, her olasılıksız gibi duran olasılığı masanın ortasına koyup yepyeni bir gündeme dönüştürüveren o sihirli cümle!


Koşa koşa evden çıkıyor, alelacele, yana yakıla, bulamazsan ölecekmişsin gibi bir telaşla kırtasiye arıyorsun. Evet kırtasiye. Çünkü sana her şeyden önce bir defter gerekiyor.

Yeni bir defter. 


Yeni defterlerin de, tam da nereden filizlendiği belli olmayan hevesler gibi insanı durduk yere heyecanlandıran bir tarafı var çünkü. İnsanın bomboş, ümit vaadeden sayfalarını çeviresi, daha önce hiç defter görmemiş gibi evire çevire bakası ve elbette (en azından böyle zamanlarda) onunla ilgili heyecanlı planlar yapası geliyor. 


Her neyse. Alıyorsun yepyeni defteri kolunun altına, evine geri dönüyorsun. Heyecanla masanın başına geçiyor, bir süre hangi kalemle yazacağını hesaplıyorsun. Arkasına geçirmesin, lafının tam orasında bitmesin, elini yormasın, sağa sola bulaşmasın. Henüz buhar halindeki bir hevesi yoğunlaştırarak suya çevirmek, aklınla beraber akıtabilmek, akıttıkça canlandırıp hayata katabilmek kolay iş mi? 


Yazıyor, yazıyor, yazıyorsun. Tamam diyorsun ara ara. Doğru yerdeyim. Buradan gidecek, bunları yazacak, yolun bu tarafından yürüyeceğim. Aklımdakiler tam da bunlardı zaten.

Hepsi harika, ama tam olarak ne zamana kadar? 


Sonra bir anda hayat giriyor araya. Evet, hepimize oluyor. Ne bileyim belki karnın acıkıyor, belki bebek ağlıyor, belki telefon çalıyor. Kalemi kaldığın yerde bırakıp defteri kapatıyorsun. Nasılsa dönecek, nasılsa yazmaya devam edecek, nasılsa aklındaki buharları su gibi kağıda dökeceksin. Biliyorsun, kendinden eminsin. Çünkü heveslisin.


Ama ne oluyor biliyor musun? 


Olmuyor. Türlü olmayışlar ardı ardına geliyor. Defter orada duruyor durmasına, kalem de tam bıraktığın yerde; arasında. Önlerinden gelip geçtikçe sen, onlar sabırla sana bakıyor, sen de onlara. Ama bir şekilde olmuyor işte. Karnın acıkmaya, bebek ağlamaya, telefonlar hiç durmadan çalmaya devam ediyor. Günler önce aniden ve cayır cayır yanmaya başlayan ormanın üzerinde şimdi gürültülü helikopterler geziniyor, seslerini duyuyorsun. İçinin bir yanı bunu katiyetle kabullenmiyor; ha bugün ha yarın oturacağım masanın başına diyor. Mutlaka, elbette, kesinlikle.


Ama ne oluyor biliyor musun, evet yine olmuyor. 


Bir gün, tamamen kendi iradenle, o defterin arasında bekleyen kalemi çekip çıkarıyorsun yerinden. Çünkü yine bir telefon çalmış ve bambaşka bir şeyleri masanın üzerinde aylardır duran renksiz, bitkin, başka bir defterin köşesine acilen not alman gerekiyor. 


Almazsan ölecekmişsin gibi heyecanlandığın defterin nefes aldığı son delik böylece kapanıyor. Yanan ormanının üzerinde dolanan helikopterler çoktan boca etmişler tonlarca suyu senin hevesinin üzerine. Artık hızla sönecek yangının, biliyorsun. 


Çünkü ne yazık ki, bunu ilk kez yaşamıyorsun. 


Yeteri kadar orada durduktan ve seni suçlu hissettirdikten sonra, o sadece birkaç sayfası doldurulmuş defteri alıyor, biraz utanç, biraz hayal kırıklığı ile kütüphaneye kaldırıyorsun. Sadece birkaç sayfası doldurulmuş bir sürü başka defterin yanına. Hepsi sana aynı gözle bakıp, aynı şeyi söylüyormuş gibi geliyor. Hiç şaşırmadık. Ne umuyordun ki? 


***


Hepsine kabul. Varsın öyle olsun. Bugün yeni bir gün.


Yeni bir haftanın ilk günü. Yeni bir ayın ilk haftası. Ve yeni bir yıla giden yolun son virajı.  

Malum hepimiz aynıyız. Heves ediyoruz bazen. Raflarımız, dolaplarımız,  kütüphanelerimiz yarım kalmış, birkaç sayfası hevesle doldurulup sonrası çok sonraya bırakılmış defterlerle dolu. Önce kullanmaya kıyamadığımız, sonra da zaten doyasıya kullanıp eskitemediğimiz defterler. 


Eski yeni defterler. Yepyeni eski defterler.


Hazır bugün yeni bir gün, yeni bir haftanın ilk günü ve yeni bir ayın ilk haftası iken, belki de tam zamanıdır biraz geriye bakmanın. Hatırlamanın. O rafın önünde taze bir merakla dikilip durmanın ve uzun zamandır açılmayan defterleri karıştırıp eski hevesleri havalandırmanın. Hakikaten, vaktinde ne hayaller kurmuştum, ne planlar yapmıştım ben? diye kendini yoklamanın.


Suçlu hissetmeden. Geç kalmış hissetmeden.


Çünkü belki de şimdi zamanıdır. Belki bir satır, bir cümle, bir sayfa ya da küçük bir buhar bulutu yeni bir şey getirir aklına. Bir ufak ışık yakar, bir küçük alev parlar, eski tanıdık bir heves kıpırdanmaya başlar.


Belki bazı hevesler hiç ölmez, ormanın ortasındaki cam parçası gibi sabırla yeniden öğle sıcaklarını bekler. Belki bazıları gündeliktir, hızlı yükselir, sonra söner gider. Ama ne olursa olsun, bence bir zamanlar harika bir fikir, şahane bir heyecan ya da kıpır kıpır bir heves gibi duran her şey arada bir yeniden hatırlanmayı, hatırının sorulmasını hak eder. ❤️





 
 
 

Yorumlar


bottom of page