küçük elektrik kabloları.
- Ege Soley
- 2 Eyl 2022
- 2 dakikada okunur
Geçtiğimiz günlerde ilginç bir makale okudum. Sophie Papp adında 19 yaşında genç bir kadın bir trafik kazası sonucunda iki haftaya yakın komada kalıyor. Komadan ayıldıktan sonra yavaş yavaş çevresi ile iletişim kurmaya başladığında ise hem kendi hem de çevresindekiler Sophie’de bir takım farklılıklar gözlemlemeye başlıyorlar.

Kazadan önce oldukça içe dönük ve sakin yapılı biri olan genç kadın, hastanede uyandığı günden itibaren çok daha konuşkan hatta neredeyse kaba birine dönüşüyor. Hastane duvarında asılı tahtalardaki tarihleri değiştiriyor, etiketleri söküyor, MR’ını çekecek olan adama hiç olmadık yere hakaretler ediyor. Bunların yanısıra duygularını fazlasıyla dışa dönük yaşamaya başlayıp sıklıkla ağlama krizlerine giriyor ve mod değişiklikleri yaşıyor.
Sonrası ise çok uzun, okudukça hem üzen, hem düşündüren hem de umutlandıran bir hikaye. Bu gibi travmaların IQ üzerinde ciddi negatif etkiler yaptığını bilmesine rağmen üniversiteye gitme çabaları, arkadaşlarına bu yeni kişiliğinden bahsetmeyişi ve aslında hiç kimsenin de ilk bakışta bunu fark etmemesi, ilaç ve antidepresanları aldığında ve almadığında yaşadıkları, başına gelen her şeyi okuyarak, araştırarak anlama çabası ve daha neler neler.
Yazının devamında bir yerlerde ise şöyle bir cümle geçiyor; Sophie tüm bu uğraşlar arasında bir gün bir anda aslında en başından beri kendi yarattığı bir hikayeyi gerçek kılmaya çalıştığını fark ediyor. Çünkü insanoğlu yıllar içinde öyle bir yöne doğru evrilmiş ki, onu en çok zorlayan anlara, felaketlere mutlaka bir mana ve önem yüklemek istiyor. Biz anlam yüklemeyi, aklımıza uyan, içimize sinen bir hikaye yaratmayı seviyoruz diyor Sophie, gerçek olmayabilir, önemi yok. Bize iyi geliyorsa tamamdır. Ve başımıza bir felaket geldiğinde tüm iç dünyamız sarsılıp bambaşka şekiller almaya başlasa da, bu bir yandan ölümcül bir yandan da çok verimli bir zamandır.
İnsan olmak ne zor, ne kolay değil mi?
Yakın zamanda David Eagleman’in Beyin adlı kitabını okumuştum, tam üzerine de bu yazı geldi. Kimliğimiz, tepkilerimiz, sevdiğimiz, korktuğumuz, çekindiğimiz ve bayıldığımız her şey bir yandan çok sihirli, bir yandan da aslında sadece birbirine dokunan incecik elektrik kabloları kadar basit. Bugünden yarına her şey değişebilir, ben sandığımız kişi başkasına dönüşebilir, kendimize çok uzak gördüğümüz en yabancı huylar bugünkü ben‘lerin altında gizli gizli uyuyor olabilir. Hepsi, hepsi olası. Hepsi o elektrik kablolarına bağlı. Ve neysek, bugüne kadar ne olmuş ve bundan sonra da ne olmak istiyorsak, yine hepsi o küçücük, bir buçuk kiloluk et parçasının milyarlarca nöronun arasında saklı.
İnsan olmak ne basit, ne yorucu değil mi?




Yorumlar