“Mükemmel Günler” Neden ‘Mükemmel’ Bir Film?
- Ege Soley
- 16 May 2024
- 3 dakikada okunur
Wim Wenders’in son filmi “Mükemmel Günler”, orta yaşlı , Tokyo’da tuvalet temizleyicisi olarak çalışan , kendi rutinine sıkı sıkıya bağlı, küçük anların güzelliğini yakalayan, bilmediğimiz ama içten içe de anladığımız bir geçmişin anısını taşıyan ve sessiz sedasız hayatını yaşayan Hirayama’nın mükemmel günlerinin hikayesi.
Hirayama güne, filme de ilham olmuş Lou Reed’in “Perfect Day” şarkısı gibi kasetten dinlediği 70’lerin hit şarkıları ile başlar. Bu şarkıları dinlerken kişisel bir atölyeye benzeyen aracı ile sabahın erken saatlerinde , boş olan Tokyo sokaklarında işe gitmek için yol alır. Şarkıların hissi yüreğinde kuvvetlendikçe, yüzüne yansıyan ,iç ısıtan gülümsemesi ekranlardan bize kadar bulaşır. İşte o anı durdurmak isteriz, içimizi ısıtan o anın güzelliğini kelimelerle değil görüntülerle şahit olur, hisseder ve büyüleniriz. Bir trans halinde yaptığı işinin ne kadar özenli yaptığına şaşar, aslında bir arınmaya tanık oluruz. Arka fonda müziksiz , nerdeyse sözsüz bir belgesel tadında geçen sahneler, bir tuvalet olduğuna şaştığımız mimari bir hayranlıkla önümüzden meditatif bir şekilde akıp geçer. Öğle arasında sabah evinden iki adım ötedeki otomattan aldığı sandviçini , her gün oturduğu parkta , çevresindeki ağaçların yapraklarının arasından dans eden güneşin yansımalarını izlerken yediğine şahit oluruz. Bu da onun günlük rutinidir , bize sıradanlığın içindeki en güzel anları kanıtlamak istermişçesine cebinden çıkardığı Olympus kamerasının denklanşörüne bastığı sesi parmaklarımızda , fotoğrafı biz çekmiş gibi hissederiz. Eve dönüşündeki yatağında okuduğu kitapları merak eder, gece rüyalarındaki siyah beyaz gölgelerin dansının başka bir arınma mı olduğunu, gölgelerin içinden seçmeye çalışırız. Ve gün yeniden , aynı döngüde aynı sadeliği ile tekrar başlar.
Sözlük anlamına kusursuz, eksiksiz gibi diğer sıfatların eşlik ettiği “mükemmel” kelimesi peki bizim için ne anlam ifade ediyor? Benim için her şeyin kusursuz olması, eksiksiz olması anlamına geldiğini fark ettiğimde, aslında kelimenin diğer tamamlayıcı sıfatlarının öne çıkması ve bu kadar benim için bu kadar net olması beni çok şaşırttı. Filmi izledikten sonra uzun uzun üzerine düşündüm. “Mükemmel” böyle bir şey miydi gerçekten? Hepimiz filmi izledikten sonra sıradanlığın da bir büyüsü varmış diye aklımızdan geçirmedik mi? Peki o sıradanlığın hiç kusuru yok muydu, bir şeyin mükemmel olması için illa kusursuz mu olması gerekiyordu? Kusurlar içindeki güzelliği anlatan Japonca bir kelime vardır; Wabi-Sabi. Wabi, doğayla bütünleşirken alçakgönüllülük ve sadelikle yaşamak anlamına gelirken, Sabi, herhangi bir şeyin yaşam döngüsünü olduğu gibi kabul etme yeteneği olarak tanımlanır.
İşte bir düzen halinde giden sade rutin günlerin, rutin kusursuzluğun içinden geçerken Hirayama’nın geçmişten çıkıp gelen anıların beden bulmuş hali yeğeni hayatına girince ya da iş arkadaşının para ihtiyacı için kasetlerin değerlerini araştırmaya giderken benzin almayı unutup, yolda kaldığında , o düzen şaştığında yani günlük rutinine dönemediğinde o günler mükemmel değil miydi? Bunu hiç hissetmedik değil mi? Çünkü yeğeni hayatına girdiğinde düzeninde ufak aksamalar olsa da bu sefer o günleri onunla paylaştığı için daha da çoğaldı gülümsemesi, hisleri. Herkes bir dönüşüm içerisinde filmde, yanında çalışan ve ayrılan iş arkadaşı, iş arkadaşının kız arkadaşı, yeğeni...
İlk başta yalnızlığa bir övgü gibi devam eden film, Hirayama’nın hayat düzenine girip çıkanların ve onların kabulü ile hem yalnız, hem de çok devam eder ve bu harmoni Hirayama’nın sesini duyduğumuz ilk anda içimizi ısıtır. Hirayama da düzeninin içindeki aksamaların huzursuzluğunu bir kabul ile karşılar ve belli belirsiz ama çok derin huzurlu bir dönüşüme tanıklık ederiz. Filmin son sahnesinde artık sinema diliyle dördüncü duvarı yıkar ve kameraya bakarak gözlerimizle buluşur, huzurlu bir hüzünle bizi uğurlar.
Japon kültürüne hayranlığı ile bilinen filmin yönetmeni Wim Wenders , filmi batılı bir hayranlıkla değil, kültürlerinin temelini oluşturan yapı taşlarını kullanarak ve sadeliğin içindeki görkemi , kusurlu mükemmeliği saklamadan gözler önüne sererek çok güzel bir işe imza atmış. Kōji Yakusho’nun oyunculuğu ile birleşince gerçekten “Mükemmel” bir iş olmuş.
Sıradanlığın içindeki sadeliğin görkemi, şimdinin değeri, akışın içindeki aksamalarının kabulü ile mükemmel günler dilerim.
Yazan: Hatice Sarıoğlu, Sinemasever, Dalış Eğitmeni, IT sektöründe Operasyon Yöneticisi





Yorumlar