müthiş kuşu.
- Ege Soley
- 1 Ara 2021
- 3 dakikada okunur
Kuş uykusu derler hani. Bölük pörçük, sanki bir gözü hep yarı açık. Başına bir tehlike gelebilecekmiş, tünediği dal her an kırılabilecekmiş, bir sonraki dakika bambaşka bir noktaya uçması gerekebilecekmiş gibi tetikte bir kuşun uykusu. Benim uykularım da neredeyse hep böyle. İncecik bir dalın üzerinde uyuyan bir kuş gibi etrafımdaki her sese uyanır, her hareketi hisseder, gördüğüm rüyalara bile gerçek hayatın anlamsız detayları için bile isteye ara veririm bazen. Gelin görün ki iyi bir şey mi bu? diye sorarsanız, pek de değil. Uykuyla uyanıklık, rüyayla gerçek, anlık tıkırtılarla derin sessizliklerin arasında bir yerlerde tüm sistemleri kapatmaya, olabildiğince dinlenmeye çalışmak işte. Ne kadarlık bir uykuysa, artık ne kadar uyunabiliyorsa, o kadar.

Bu aralar daha da zayıfladı uykularımın derinliği. Her şeyden önce bedensel olarak daha önce hiç deneyimlemediğim bir ağırlığı sağdan sola döndürmeye çalışıyorum ara sıra. Diğer yandan belli ki beyin fark ediyor doğum yakın, neredeyse saat başı çat diye uyandırıp, bakalım becerebilecek mi bu işi diye kontrol ediyor beni illa ki. Tüm bunlarla birlikte gün boyu zaten hiç durmadan konuşmuş olan zihnim de ayaklanıveriyor çok marifetmiş gibi; o saatten sonra zaten uyut onu uyutabilirsen. Bir yandan doğmamış çocuğa donlar biçiyor, bir yandan ya ben dün neye dertlenmiştim o kadar? diye kendine olmadık kaygılar yaratıyor, bir yandan beş sene sonra düşünmenin bile erken olacağı şeyleri sanki önündeki birkaç saatte çözmesi gerekiyormuş gibi planlar yapıyor. Hepsine yetişmeye çalışıyor, hiç birine faydası dokunmuyor. Morali bozuluyor, canı sıkılıyor ama bir kere uyanmış da bulunuyor işte. Kendime ne iş çıkarsam, ne düşünsem de daha derinlere dalsam diye arandıkça aranıyor. Artık neredeyse eminim, sabahın dördünde aniden uyanmış heyecanlı bir zihnin içi, öğleden sonra dörtte işlemeye çalışandan çok daha gürültülü oluyor.
İşte böyle böyle, ağır ve derin kış uykularından, hafif ve göçebe kuş uykularına dönüyor uykular.
Her gece aynı; kuş gibi, kuş kadar.
Dün gece de farksız değildi hiç, aklımın içi sürekli konuşuyor, bir konu bir konuyu, bir cevap bir soruyu açıyordu. Bir yandan da çok huzursuzdum, iyi hissetmiyordum pek. Uyumayı denemedim değil elbet ama uykunun neresine dalmak istesem hepsi çok sığ kaldı, beceremedim. Üzerinde durduğum dalın ne kadar ince ya da kırılgan olduğu da önemini yitirmişti artık; kanatlarımı da gözlerim kadar geniş açıp uçmaya gayet hazırlıklıydım herhangi bir durumda. İstersem hemen kalkabilir, henüz anlamsızca erken olsa da bir kahve yapabilir ya da kaldığım yerden kitabımı okumaya devam edebilirdim. Tam bunları düşünürken ama, bir şey duyuverdim dışarıdan. Benim gibi geceyle sabah arasına sıkışıp uyanık kalmış başka bir kuşun sesini. Daha önce hiç duymadığım, belki de duyup da hiç dikkat etmediğim bir ötüş. O saatlerde alışık olduklarımın dışında bambaşka bir ses. Bir şey diyordu, basit bir şey, hatta sanki hepimizin bildiği bir kelime. Her defasında aynı vurgu, aynı tonlama, aynı hecelemeyle çok netti söylediği. Birkaç tekrardan sonra anlayıverdim ne dediğini.
Müthiş! Müthiş! Müthiş!
Siz hiç müthiş diye öten kuş duydunuz mu!
Her bir müthişin arasında hiç sekmeyen, ne uzayan ne kısalan, aynı iki saniyelik boşluk. Tek nota, tek es, tek ses oynamadan üst üste kim bilir kaç defa aynı şeyi söyleyen, gecenin bir vakti uyanık benim gibi başka bir kuş, müthiş kuşu.
Yattığım yerde uzun uzun dinledim. Bana duyurduğu her bir muthiş’i üzerime alınmak, madem vaktin bol, uykun da yok, hayatında, etrafında müthiş olan ne var, bu kadar sıkılacağına bari biraz da onları düşün, gerekirse ara bul! dediğini düşünmek istedim. Madem vaktim boldu, madem uykum da yoktu, yaptım da. Düşündüm, durdum. Aradım, buldum. Kaç müthiş duydum, kaç iki saniyelik ara bekledim, kaç iç karartıcı düşünceden çıkıp biraz daha aydınlığına dalmaya meylettim kim bilir. Önce ben mi uykuya daldım, yoksa müthiş kuşu mu dalından kalkıp başka yere uçtu hatırlamıyorum. Ama uykusuz bir kuşun huzursuz bir gecesine, hiç beklenmedik, müthiş bir misafir konunca dün gece, onu keşke ara ara herkesin penceresine gönderebilsem, herkes onu en azından birkaç kez üst üste duyabilse diye düşündüm.
Kuş uykusu derler hani. Bölük pörçük, sanki bir gözü hep yarı açık. Benim uykularım da bu ara öyle işte. Kuş gibi hafif, kuş gibi ürkek, kuş gibi havadar. Bazen bir müthiş kuşu, gecenin en karanlık vaktini çınlaya çınlaya aydınlatana kadar.




Yorumlar