nereden nereye, bilemiyorsun.
- Ege Soley
- 16 Tem 2022
- 3 dakikada okunur

Mesela farz edelim.
Farz edelim ki bir gün bir arkadaşın sana elinde yeni bir çift ayakkabıyla geliyor.Çoktandır gözüm bunlardaydı ama parama kıyamıyordum, indirimde yakalayınca dayanamadım ama maalesef o kadar vurdu ki asla giyemiyorum, sen bir denesene diyor. Alıp deniyorsun ayağına, cuk diye oturuyor. Emin misindiyorsun arkadaşına, çok eminim diyor, güle güle kullan!
Sen de kullanıyorsun gerçekten. Sanki sana alınmışlar gibi güle güle giyiyor, tepe tepe kullanıyorsun ayakkabıları. Aylar, yıllar boyunca hem de. Ama her şeyin bir miadı, bir kaynama noktası var elbet, bir noktada sıkılıyor, daha az giymeye başlıyor, sonra da bir kenarda unutuyorsun onları. Gel zaman git zaman, ayakkabı dolabını toparlamaya heves ettiğin bir cumartesi öğleden sonrası, bir kutunun içinden çıkıveriyorlar karşına, bari diyorsun ihtiyacı olan birine vereyim. Ayakkabıları bir torbaya koyuyor, sokağın karşısındaki çöp kutusunun yanına bırakıyorsun. Çok vakit geçmesine gerek kalmıyor. Akşamın karanlığında evine dönerken aç karnını bastırsın diye kuruyemişçiden bir avuç ceviz alan yorgun bir adamın gözleri, cevizlerini koyduğu boş saman kağıdı kesesini çöpe atarken hemen orada yerde duran torbaya takılıyor. Önce sağa sola bakıyor, sahipsiz olduğundan emin olduktan sonra da torbayı eline alıp iyice inceliyor içindeki ayakkabıları. Bizimki işte giyer bunları diyor, 38’miş hem de, götüreyim de bir baksın.
Ertesi sabah, ayakkabılar genç bir kadının ayağında, bir otobüs durağının kalabalığında aynı anda hem eski, hem yepyeni, gelecek olan otobüsü bekliyorlar heyecanla.
*
Böyle binlerce mini, mikro hikaye. Aslında her gün, istisnasız her günyaşadığımız aynı şey. Neden bilmiyorum bu aralar hep hayatın bu örgülerini düşünüyorum. Çok fazla gözüme takılıyor olanlar, bitenler. Bak nereden nereyediyorum sürekli bir şeylere. Hiç tahmin eder miydin böyle olacağını, o zaman öyle başlayanların bugünlere böyle varacağını? Bundan tam on sene önce yazdığım bir yazıyı okuyordum geçenlerde. O satırları yazdığım zamanı, hatta günleri öyle iyi ve aslında öyle sıkıntılı hatırlıyorum ki hala. Hayat hep orada kalacak sanıyordum. O halde, o evde, o zamanki ilişkilerde. Nereye nasıl şekil alacağımı bilmiyor, düşünmüyor, belki de ilgilenmiyordum. Sanki olabilecekler o kadardı. Oysa ne talihsiz bir yanılsama. Kendimi buzlukta dondurulmuş gibi o anlara yapışık hissettiğim zamanlardan, bugüne geldim sonra yavaş yavaş, yıllar boyunca. Ve daha dün aynı satırları o zamanki Ege’nin henüz hiç görmediği bambaşka bir evde, hiç tanımadığı bambaşka bir halde ve içeride uyuyan bebeğimi uyandırmamaya çalışarak, parmak uçlarımda okurken buldum kendimi. Meğer hayatın bir sabiti yokmuş, bir yerlerde donup kalmak istesen de olmuyormuş, hayat kendi fırçasına göre ne de güzel renk değiştirebiliyormuş düşündüm yine.
Bazen öyle oluyor çünkü, insan hayatı dümdüz bir çizgi sanıyor; gözünü yeteri kadar kısarsa neredeyse ucunu bile görebildiği bir çizgi. Oysa hayat da, yazdıklarımız da, yaşadıklarımız da, giydiğimiz, giyemediğimiz, verdiğimiz ve aldığımız tüm güzel ayakkabılar da üst üste bırakılmış bir kağıt yığını gibi duruyor bir yerlerde bence. Ne yaşanırsa birinden birine, bir diğerinden ötekine zıplaya zıplaya yaşanıyor. Hatta dikey de değil, yatay geçişler, zıplayışlar sanki. Bugün çok uzun yıllar boyunca kullanmayı umarak aldığın bir şeyler, hiç planda yokken hemen yarın bir başkasının olacak belki, bilemiyorsun. Hiç bitmeyeceğine inandığın o dostluk seneler sonra karşı kaldırımda görünce başını çevirdiğin bir iç sıkıntısına dönüşecek belki, bilemiyorsun. Belki bugün bu satırları okuduğun bilgisayar bundan birkaç ay sonra bambaşka birinin olacak, oğlunun gelecekteki eşi ise yakında, şirketteki o pek de sevmediğin kadının kızı olarak doğacak, bilemiyorsun. Ne kadar denersen dene, hikayeyi hiçbir türlü hayat gibi yazamıyorsun.
Çok uzun zaman sonra, çok uzaktan bakınca görüyorsun hayatının saç örgülerini. Nereden nereye diyorsun. Ben bile bu kadarını düşünemezdim, nereden nereye.
Böyle binlerce hikaye. Her gün, üst üste. Yaşarken anlaşılmayan, içindeyken görünmeyen, dışarıdan bakınca kurgusuna şapka çıkarılan bir film.
Hayat dediğimiz, belki de eninde sonunda bir delikten girip bambaşka bir delikten çıkan bir iğnenin sabırla, kocaman yastıklara işlediği, büyülü, renkli bir etamin.




Yorumlar