top of page

Pazartesi Mektupları 💌 - 10.03.2025


Sevgili arkadaşlarım, uzun zaman oldu size mektup yazamadım.


Hayat bazen çok hızlı ilerliyor. Bazen de tıkanmış bir boru gibi ne kadar arkasından ittirsen de akmıyor da akmıyor. Bekle ki bir yerlerden hiç beklenmedik güçlü bir itki gelsin. O da tahmin edersiniz ki eh öyle çok kolay olmuyor. Soğuk kış günlerini ne kadar çok sevsem de, gerçekten bazen bu havalar insanın iyice içine içine kapanmasına ve başını bile dışarı çıkarmamasına sebep oluyor. Bende de sanırım böyle oldu.


O yüzden hala biraz kış yorgunluğum olsa da, battaniyem sürekli omzumdan kayıp dursa da, hafif tıkanık boruların önünde oturuyor gibi dursam da, size hem bir günaydın demek, hem de bir ses ulaştırmak istedim.


Bu sese de dedim, geçtiğimiz günlerde izlediğim bir kaç şeyi sizinle paylaşayım. Belki haftaya da okuduklarımı, okumaya heves ettiklerimi yazarım. Bu sıralar da mektuplar böyle olsun. Sonra belki siz de bana yazarsınız seyrettiklerinizi, sevdiklerinizi. Çünkü zaten mektup arkadaşlığı da böyle bir şey değil mi?



Mugamag Film Kulübü’müzde acaba bir Metin Erksan filmi mi izlesek diye düşünürken, elli kere izlediğim bir filmi elli birinci defa izlemek gafletinde bulundum. Hülya Koçyiğit ve Cemal Gencer’in başrollerinde oynadığı Sensiz Yaşayamam filmi. Hülya Koçyiğit filmin daha ilk dakikasında (hatta açılış sahnesinde) kanser olduğunu öğreniyor ve kendine kendisini öldürmesi için bir kiralık katil tutuyor. Sonra da Kıbrıs’ta bomboş bir otelde kalmaya başlıyor. Filmin özellikle geniş planları (otelin mimarisi de sağolsun) bence müthiş. Standart Hülya Koçyiğit filmlerinden çok aha ağır, hatta belki de iç daraltıcı ama Metin Erksan büyüsü baki. Sonunu söylemeyeceğim tabi, Gülden Karaböcek’in Bahtıma Yanarım şarkısı da bence filmin bonuslarından. Youtube’da filmin tamamı (telif yüzünden şarkıları kesilmiş halde) var ama belki başka yerlerden de bulabilirsiniz.

Bu film içinizi yeteri kadar kıydıysa panzehirini de buldum, lütfen şunu izleyin! Tatlılar tatlısı oyuncu (size de uzaktan kuzeniniz filan gibi gelmiyor mu bu kız) Amanda Seyfried The Tonight Show’a katılıyor ve Joni Mitchell’in klasik eseri California’yı hemen oracıkta, bir yandan da dulcimer denen (türkçesi de santurmuş bu enstrümanın, bu vesile ile öğrenmiş oldum) bir enstrümanı çalarak söylüyor. Bu nasıl bir ses, nasıl bir yorum, her açtığımda en az üç kere dinledim. Boşuna sevmiyor kız biz seni! Ay lütfen siz de izleyin!



Eminim izleyenleriniz oldu ama fikirlerimiz ortak mı çok merak ediyorum. Evet, Netflix’teki Cassandra mini dizisi. Oldum olası gerilim ve korku filmlerine de dizilerine de bayılırım, korka korka izlerim ama nasıl oluyorsa bittiği anda da unuturum. Hatta bir ara, hayatımızda sinemaya gitmek gibi bir alışkanlık varken her türlü korku filmini yalnız izlemek gibi (biraz da saçmasapan) bir adetim vardı. Neyse, çok uzattım.


İzlemeyenler için Cassandra alman yapımı bir bilimkurgu - gerilim dizisi. Yapay zekanın gelecekte hayatımızı ne kadar kolaylaştırıp ne kadarını esir alacağından bahsettiğimiz şu günlerde konuya bambaşka bir açıdan bakıyor. 1970’lerde, evin yardımcısı olarak yaratılmış yapay zeka ürünü Cassandra’nın, günümüzde aynı eve taşınan aileyle ilişkisi diyeyim, spoiler da vermeyeyim. Biraz Dark, biraz da Black Mirror havası var. Mantık hataları, hatta bir korku filmi klasiği olarak karısı ne dese inanmayan ve “sen bence bir terapiste görün” diyen koca yok mu, o da var. Ama özellikle evin güzelliği, retro hissi, özel mimarisi ve akıcı hikayesi için izlenecek iyi bir seçenek. 6,5’tan 7/10 veririm.




Bu haftalık bunlar küçük bir girizgah olsun, gelecek mektup için isteklerinizi, fikirlerinizi her zaman beklerim. Bana bu aralar izlediklerinizi yazmayı da unutmayın!


Hepimiz için güzel, aydınlık bir hafta olsun! ❤️



 
 
 

Yorumlar


bottom of page