Toplumun Topluma Açtığı Eskimeyen Yara, Kadına Yönelik Şiddet
- Ege Soley
- 28 Kas 2024
- 4 dakikada okunur
25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Kadına yönelik şiddet bireysel olduğu kadar toplumsal hatta sosyal, ekonomik ve politik dinamikleriyle çok yönlü ve oldukça karmaşık temellere sahip bir konu. Mücadelenin yüzyıllardır her an, her yerde, her kültür ve her dilde sürdüğü böyle bir problemi yalnızca psikolojik temellere dayandırmak oldukça kısıtlı bir bakış olur ancak fiziksel olduğu kadar ruhsal yaralar da açan bu şiddetin psikolojik temellerine bakmak, mağdurların neler yaşamış olabileceğini ve bireysel ya da sosyal düzlemde neler yapılabileceğini anlamaya çalışmak için bir adım olabilir.
Şiddetin kökenine baktığımızda karşımıza çıkan ilk kavram, toplumsal cinsiyet rolleridir. Ataerkil yapı erkeği güç, iktidar ve hakimiyetle özdeşleştirirken kadını güçsüz, pasif, yetersiz gördüğü için kadının erkeğe göre daha düşük sosyoekonomik düzey ve konumda olması gerektiğini savunur. Ataerkil düzende yetişmiş bireyler gözlemledikleri bu düzeni sorgusuz hatta memnun bir kabulle sürdürdükçe zincire yeni halkalar eklenmektedir. Ayrıca bu şiddet çoğunlukla kadından ibaret kalmayıp çocuklara da sirayet eder. Şiddet faillerinin çoğunlukla travmatik öykülere sahip olduğu gözlenmiştir. Bu kişiler, omuzlarına bırakılan çarpık rollerin de etkisiyle duygularını tanımayı, yıkıcı dürtüyü kontrol etmeyi ya da stresle başa çıkmayı öğrenemeyebilir hatta öğrenmek zorunda hissetmeyebilirler. Üstelik empoze edilen bu dengesiz güç dağılımı gerçek bir zemine oturmadığı için bilinçdışı düzlemde çatışmalara sebebiyet verirler. Söylendiği kadar güçlü olmadığını içten içe hisseden failler, yaşadıkları hayal kırıklığını ve değersizlik korkusunu çözüme kavuşturamayınca kendilerinden daha güçsüz kabul ettikleri kişilere yansıtabileceklerini düşünürler. Kadınların onlara öğretildiği kadar pasif olmadıklarını hissettiklerindeyse arzu ettikleri güç dinamiğinin bozulmaması için kontrolü ele almak isteyebilirler. Bu tabloya eğitimsizlik, ekonomik bağımlılık ve yetersiz yaptırım da eklendiğinde, senaryo ne yazık ki yaygın bir biçimde, kadına yönelik şiddet eylemiyle neticelenmektedir.
Maruz bırakıldıkları şiddet, kadınlar üzerinde ciddi izler bırakır. Bu izlerin hatırı sayılır bir kısmı da ruhsal yaralanmalardır. Şiddete maruz kalan ya da tanık olan kadınlar, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterebilirler. Şiddet anı sık sık zihinlerinde yeniden canlanabilir, şiddetin gerçekleştiği mekandan korkuyla kaçınmak isteyebilir, kendilerini sürekli tetikte ve sürekli kaygılı hâlinde bulabilirler. Kronik ağrı, yorgunluk, sindirim ve uyku sorunları gibi psikosomatik rahatsızlıklar yaşayabilir, ağrı ve stresle baş edebilmek için yoğun ağrı kesici kullanımı gibi zararlı ve geçici müdahalelere mecbur hissedebilir hatta yönlendirilebilirler. İçinde yaşadıkları toplumun da etkisiyle umutsuzluğa kapılabilir, kültürün dayatmalarını gerçek sanıp kadın olmayı değersiz ve şiddeti çözümsüz zannedebilirler. Yaşananlardan kendilerini sorumlu tutabilir, suçluluk duyabilirler. Özsaygılarını yitirebilir, güven duymakta güçlük çekebilirler. Sosyal baskının yanı sıra ekonomik ve duygusal bağlar sebebiyle de şiddet faillerine bağlı hissedebilirler. Üstelik bu kadınlar, bilhassa bu düzenin kırılmasını istemeyen güç sahibi kişiler, örneğin babalar, kocalar, abiler tarafından hayattan izole edilebilir, seslerini duyurmakta zorluk çekebilir hatta başka bir hayatın mümkün olduğunu göremeyebilirler.
Kadına yönelik şiddetin mücadelesi temelde yasal ve politiktir. Toplumlarda kadına yönelik şiddetin normalleşmesinin önüne geçmek için ilk adım, eğitimdir. Küçük yaşlardan itibaren bireylere cinsiyet eşitliğine dayalı bir eğitim vermek, duygu ifadesi ve dürtü kontrolü gibi konularda toplumu bilinçlendirmek ve şiddete karşı caydırıcı yasal tedbir ve müdahaleler düzenlemek, şiddetin ortaya çıkmasını önlemeye yardımcı olabilir.
Peki herhangi bir parti, örgüt ya da topluluk isminden bağımsız olarak, kadına yönelik şiddetle bireyse düzlemde nasıl mücadele edilir? Şiddete maruz kalan birine neler yapılabilir?
Herhangi bir yardım ve çözüm önerisi sunmadan önce mağduru sakince dinlemek gerekir. Yargısız ve empatik bir dinleme, karşımızdaki kadına yalnız olmadığını hissettirmek, güven vermek, onu anlamaya çalıştığımızı hissettirmek için önemlidir. Ardından, eğer ihtiyaç varsa, bilgi paylaşımında bulunulabilir. Örneğin kadına yönelik şiddetle mücadele eden kurum ve kuruluşlar, yardım hatları, hukuki ve sosyal destek veren kişi ve gruplar, kaygılandığında gidebileceği sığınma evleri konusunda bilgi verilebilir veya bu destek kaynakları kadına hatırlatılabilir. Ekonomik kaygı ve bağlılık hâlinde kadının iş bulmasına yardım edilebilir, mesleki kurslar, kişisel gelişim programları, bilgi ve becerisine uygun alanlar birlikte araştırılabilir. Eşlik, her adımda oldukça önemlidir. Bazen iş ararken, bazen karakol ya da hastanede, bazen hukuki bir süreçte mağdurun yanında olmak ona kendini daha güçlü hissettirebilir. Bunları yaparken karşımızdaki kadının özgüvenini desteklemek, gücünü ve değerini hatırlatmak önemlidir. Şiddetle mücadele uzun soluklu ve yorucu bir süreçtir. Mağdurlar zaman zaman tükendiklerini hissedebilir, geri dönmek isteyebilir, ne yapacaklarını şaşırabilir ya da korkabilirler. Böyle zamanlarda sakin, sabırlı ve kararlı olmak, küçük adımları alkışlamak, ihtiyaç duyduğu anlarda gizliliğini korumak gerekir.
Ancak, bu sorunun çözümü, bireysel farkındalığın yanı sıra toplumsal dönüşüm gerektirir. Şiddet, yalnızca bireyin değil, toplumun ruhunda da derin yaralar açar. Bu yaraları iyileştirmek için, bilinçdışımızdaki korkularla ve toplumdaki eşitsizliklerle yüzleşmek zorundayız.
Şiddet mağduru kadına gücünü, değerini, yapabileceklerini hatırlatmak ve bu yolda yalnız olmadığını hissettirmek, iyileşmeye yönelik en güzel katkılardan biridir. Bu açıdan bireysel yardımlar oldukça kıymetlidir ancak profesyonel destek, süreç boyunca kritik bir yere sahiptir. Şiddete karşı güvende kalmak ve çözüm için bir yol haritası çıkarmak için güvenlik güçleri başta olmak üzere süreç boyunca doğan ihtiyaçlara göre anlarda avukat, psikoterapist, sivil toplum kuruluşu gibi alanında uzman ve yetkin kişilerle birlikte hareket etmek gerekir.
Kadına yöneltilmiş şiddet yalnızca mağduru ya da tanıkları değil, toplumun tamamını yaralar. Bu durumun önüne geçmek ve yaraları iyileştirmek ancak toplumsal bir dönüşümle mümkün olabilir. Dönüşüm içinse etrafımızı saran, artık yalnızca dışarıdan değil içselleştirdiğimiz seslerde de duyulan, tavrımıza, alışkanlıklarımıza hatta zararsız gördükçe tekrarladığımız gündelik kelime seçimlerimize sızan eşitsizlikle yüzleşmek gerekir.
Bu yazıya hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağımız günler dilerim.
Kaynaklar ve okuma önerileri:
Basılı Kaynaklar:
Kadın ve Şiddet, Fatmagül Berktay
Kadına Yönelik Şiddet: Sosyal, Psikolojik ve Hukuksal Boyutları, Çiğdem Kağıtçıbaşı
Şiddetin Psikolojisi, Doğan Cüceloğlu
Travma ve İyileşme, Judith Herman
Çevrimiçi Kaynaklar:
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kılavuzları: https://www.aile.gov.tr
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Raporları: www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Yayınları: www.morcati.org.tr
Türk Psikologlar Derneği Yayınları: www.psikolog.org.tr
Yazan: Çağnur Denişik, Klinik Psikolog

Fotoğraf: Unsplash / Sam McNamara




Yorumlar