Yedi Lale
- Ege Soley
- 27 Şub 2023
- 2 dakikada okunur

Size bu mektubu yazdığım masanın diğer ucunda bir vazonun içinde yedi tane lale var. Dört tanesi mor, üç tanesi sarı. Mahalledeki çiçekçi ablaya yüz elli liram var demiştim alırken, kaç lale ederse artık. Yedi ediyormuş.
Laleleri alalı neredeyse on gün olacak. Tezgahta yan yana, hepsi aynı lastiğe sıkı sıkı bağlı, dimdik durmuş bekliyorlardı. Henüz o kadar küçük ve yeşillerdi ki, ne renk olacaklarını kestiremedim bile. Bakışımdan anlamış olacak ki çiçekçi abla, merak etme, benim lalelerim mutlaka açar dedi, güvenebilirsin. İstediğini seç, açmamazlık etmezler.
Etmediler de gerçekten. Gün be gün, açtıkça açtılar. Yeşilleri her gün biraz daha sarıya, biraz daha mora döndü. Sanki aldığımız her nefesle, açık pencereden içeri esen her rüzgarla, camın önüne konup kaçıveren kuşların her bir kanat hareketiyle biraz daha. Açmaktan başka hiçbir işleri yokmuş gibi, açmaktan başka hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi, açmaktan başka hiçbir olasılık olamazmış gibi, göğüslerini gere gere, döne dolana açtılar vazonun içinde. Durdukları yerde uzadılar, eğildiler, büküldüler; bir gün hepsi birbirine değdi, ertesi gün her biri başka bir tarafa yöneldi.
Ama çiçekçi abla haklıydı. Açtılar. Açmayı hiç unutmadılar.
Biz ise açan çiçekler, kanat çırpan kuşlar, gürül gürül akan sular diyarında kolektif bir acıyla yoğruluyoruz günlerdir. Hepimiz bu acımış hamurun başka bir noktasındayız. Kimimiz uzak bir kenarında, kimimiz en ortasında. Kuvvetli eller döver gibi yoğuruyor bizi günlerdir. Neydi cezamız da yiyoruz bu dayakları? diyesi geliyor insanın ama bilirsiniz ya, bazen soru sormak bile mecal istiyor. Oysa biz mecalsiziz. Halsiziz. Şiirin dediği gibi günlerdir hepimizin içinde sadece kocaman bir ağlamak oturuyor. Börtü böceğe, kurda kuşa, binlerce yıldır birikmiş gözyaşlarıyla ağlamak istiyoruz. Ama bilirsiniz ya bazen ağlamak bile mecal istiyor. Oysa biz mecalsiziz. Halsiziz. Hissiziz.
Görmemiş olmayı dilediğim kareler birikiyor gün be gün. Duymamış olmayı dilediğim sesler. İniltiler, yakarışlar, ağlayışlar. Keşke cevabını bilsem dediğim sorular, bir uzanıp silebilsem dediğim gözyaşları, merhem olsam dediğim yaralar. Oysa gelin görün ki acı, reddedilmiyor. Bangır bangır bağırıyor buradayım diye ve gözlerinin içine bakmadan bırakmıyor insanın yakasını. Yas, içinden geçmeden bitmiyor. Ucunu hiç göremediği çok uzun ve karanlık bir tünelden yürür gibi, bir gün öyle ya da böyle çıkacağından emin gibi, her yaranın bir şekilde kapanacağını bilir gibi yürümek zorunda kalıyor insan. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de koca bir haksızlık hissi, dalga dalga yayılan bir öfke genişliyor içimizde. Keyifle açan çiçeklerin, pencereden pencereye seken serçelerin diyarında milyonlarca insan içinde bir yerlerde dev bir öfke suluyor günlerdir. Yeminler ediyor, lanetler ediyor, dualar ediyor.
***
Size bu mektubu yazdığım masanın diğer ucunda bir vazonun içinde yedi tane lale var. Açmaktan başka hiçbir işleri yokmuş gibi, açmaktan başka hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi, açmaktan başka hiçbir olasılık olamazmış gibi döne dolana açıyorlar günlerdir vazonun içinde. Ben bir yandan onları izliyor, bir yandan hepimizin yaptığı gibi o malum, uzun ve karanlık tünelde yürümeye çalışıyorum. Acı, her gün mutlaka bir yerlerden gözünü dikiyor gözlerime, ona baktıkça ağlıyorum. Ciğerlerimin arkasında bir yerlerde ise dimdik duran bir öfke var, her gün itinayla suluyorum onu. Bundan hiç, hiç vazgeçmiyorum.
Gidenlerimize huzur, kalanlarımıza sabır ve metanet diliyorum.
Dua ediyor, umut ediyorum. Sabrediyorum.
Ve iyi günler göreceksek eğer, çiçekler gibi açabilecek, serçeler gibi kanat çırpabileceksek yeniden, oraya da birbirimizin elini tutmadan ulaşamayacağız, artık çok iyi biliyorum.
Açmaktan başka hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi, uçmaktan başka hiçbir işimiz yokmuş gibi.
Öyle bir inatla, bir gün mutlaka.




Yorumlar