top of page

Yekpare misiniz?

Üniversite yıllarım, yekpare olduğum, içimdeki diğer benleri tanımadığım, kendimi en yok saydığım, belki henüz diğerlerinin sesi yükselmediğinden bunu kolay yaptığım yıllar.

Diğer ‘’ben’’ler. Arkadaş edinmek için ilginç şeyler bulmaya çalışan küçük kız çocuğu, öğretmenleri onu sevsin diye kendini paralasıya çalışan ortaokul öğrencisi, onu yargılamasınlar diye kendi ile ilgili şeyleri saklayan ergen, ondan sıkılmasınlar diye çaresizce muhabbet bulmaya çalışan genç kadın, çocuklar ve kadınlar ve dahi çocuklar ve kadınlar. 

Üniversiteden sonra en münasebetsiz, hiç sırası değilken kendimce, zor zamanlarımda çıka geldiler. Çok konuştular, hiç sevmedim, hiç istemedim. Ben istemedikçe daha çok bağırdılar. Ben gözlerimi kaçırdıkça gözümün içine içine sokuldular. Nermin Yıldırım Ev’ de diyor ya; işte biz, yani kendim o zamandan beri baya kalabalığız.


Bir gün sahnede Nevra Serezli’ yi izliyorum, çenesi yukarıda avuçları sıkı sıkı ‘’Dimdik duruyorum ama içim ölüyor, tıpkı ağaçlar gibi’’ dedi.

Tıpkı içimdeki kadınların ve çocukların ve kendime söylediğim yalanların üstüne basıp dimdik ayakta durmaya çalıştığım o zamanlar gibi. Ağaç gibi, dik ama içten ölmeye başlamış.


Şimdilerde ağacım köklü, dallarını gökyüzüne sürmüş, içeriden nefes alıyor gibi hissediyorum.

Hala kalabalığız. Hala konuşuyorlar. Ama bu defa her birinin sesi yükseldiğinde şefkatle gözlerinin içine bakıyorum, elimi uzatıyorum, başını okşuyorum ya da sımsıkı sarılıyorum. Derin bir nefes veriyorlar, yılların görülme ve duyulma çabasının, yorgunluğunun yerini rahatlamaya bırakması ile salınan nefes. Alıyorum o nefesi kendime nefes yapıyorum.


Yekparelik mi:) Gülüyorum.


Biz bayadır baya kalabalığız.

Ve her birimiz iyi ki varız.


Yekpare misiniz?



 Yazan: Büşra Kıray, Uzman Tıp Hekimi ve Öz Şefkat Eğitmeni



Fotoğraf: Terry Tan De Hao- Unsplash



 
 
 

Yorumlar


bottom of page